Doğu dünyasının en büyük filozof şairlerinden Sadi Şirazi’nin Bostan isimli eserinde anlattığına göre: “Adamın birinin merkebi çamura batmış. Uğraşmış uğraşmış, bir türlü çıkaramamış. Bu nedenle öfkelenmiş. Başlamış padişaha sövmeye. Aksilik bu ya padişah da oradan geçiyormuş. Bütün söylenilenleri duymuş. Veziri ileri atılmış, “Padişahım” demiş, “Bu canı yanmış adamın ızdırap inleyişidir, lütfen hoş karşılayın, lütfen affedin.” Padişah emir vermiş, adamın merkebini çamurdan çıkarmışlar, bir kese de para verip göndermişler. Olayı duyanlar merakla adama sormuşlar; “Nasıl oldu da cezadan kurtuldun ve bahşişe kondun?” Adam; “Ben” demiş, “bütün o sözlerimi öfkeden kendimi kaybedip söylemiştim. Ben bana, padişah da şanına layık olanı yaptı.” Bu olayı anlattıktan sonra Sadi Şirazi şöyle diyor; “Kötülüğe kötülükle karşılık vermek kolaydır. Mert isen kötülük edene iyilik yap.”
Ateşin ateşle söndürüldüğü nerede görülmüş. Kötülük de ancak iyilikle önlenebilir. Öfkeye öfkeyle, kötülüğe kötülükle karşılık vermek, ateşe benzin taşımaktan farksızdır. Sonuçta yangın büyür ve zararı da çoğalır. Sabırla davranıp sükunetle, ağırbaşlılıkla, aklı selimle hareket etmek ise, ateşi söndürmek için üzerine su dökmek gibidir. Öfkesine mağlup olmuş bir insana karşı, durumu soğukkanlılıkla değerlendirip olumlu davranışla karşılık vermek, af ve merhametle davranmak ise büyük bir kahramanlıktır. Onun için atalarımız da; “İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı” demişlerdir.
Dini öğretilerimiz, insan ilişkilerinde sabırlı, hoşgörülü, affedici olmayı ve medeni davranışlar sergilemeyi öğütlemiş, kötülüğe karşı iyilik yapmayı düşmanı bile dost yapan bir güç olarak değerlendirmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir tutumla karşıla. O zaman göreceksin ki, seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost olacaktır.” buyrulmuştur.
Affetmek, kötülüğe iyilikle karşılık vermek, insanlar arası ilişkilerin en güzel ve en yapıcı davranışlarındandır. Nefreti sevgiye, savaşı barışa, düşmanlığı dostluğa dönüştüren bir panzehirdir. Affetmek, özgüvenin ve olgun insan olmanın en önemli göstergesidir. Ahlakî olgunluğun zirve noktasıdır. Affetmek, silmek demektir. Kini, intikamı, düşmanlığı, nefreti silmek demektir. Affetmek, sağlıklı iletişim ortamını mümkün kılar. İnsanı saygın ve güçlü kılar. Af ve merhameti sonsuz olan Yüce Allah öfkesini yenen, gücü yettiği halde intikama kalkışmayıp sabreden, yumuşak huylu ve ağır başlı, affedici kullarını sever, onlardan razı olur. Affeden affedilir. Affetmenin yolu sevgiden geçer. Sevenler affeder.
Hoşgörü ve affedici olma hususunda son derece cömert olan Hacı Bektaş-ı Veli, “İncinsen de incitme” diyor. Çünkü kin, nefret ve intikam duygusunun insana bir şey kazandırmayacağına inanıyor.
Yunus Emre de kâmil insan tipini tarif ederken Hacı Bektaş-ı Veli’den farklı düşünmüyor. Kemâle ulaşmanın yolunu dizelerinde şöyle anlatıyor: “Derviş bağrı taş gerek / Gözü dolu yaş gerek
/ Koyundan yavaş gerek / Sen derviş olamazsın / Dövene elsiz gerek / Sövene dilsiz gerek / Derviş gönülsüz gerek / Sen derviş olamazsın / Dilin ile şakırsın / Çok maniler dokursun / Vara, yoğa kakırsın / Sen derviş olamazsın / Ele geleni yersin / Dile geleni dersin / Böyle dervişlik dursun / Sen derviş olamazsın"
Yunus, dizelerinde öfkeye öfkeyle, sövene sövgüyle, kısacası olumsuz bir harekete misliyle cevap vermek engin gönüllü insanların tavrı değildir diyor. Yunus gibi engin gönüllü, Mevlana gibi hoşgörülü, Hacı Bektaş-ı Veli gibi can gülü olabilmek dileklerimle...
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!