Şehrin değerlerinden söz ettiğimiz zaman, bunu gerektirecek izi geride bırakmış olması şart diye düşünenlerdenim…
Öncelikle bu insan unsuru olduğunda; şehrin yetiştirdiği sanatçılar, sporcular, yazarlar, bilim insanları, gazeteciler, siyasetçiler, tarih kokan sanatkârların, esnaf ve sivil toplum örgütlerinde damga vuranları sayabiliriz.
Kültürel değerlere baktığımızda; kültürün yanı sıra tarihi, sanatı, gelenekleri hatırlamalıyız. Elbette bize de, bunu hatırlatmalı…
Tarihi ve mimari değerler de şehrin geçmişini anlatan simgelerdir.
Doğal değerlerimize geldiğimiz de; deniz, dağ, park, doğadan söz edebiliriz.
Şehrin değeri, o kenti benzersiz yapan kültürel, tarihi, doğal ve insani zenginliklerin toplamıdır. Kenti özel kılan, yaşam kalitesini arttıran ve özendiren festivaller, müzeler, sanatsal faaliyetleri de es geçmemek gerekir. Bunların tamamı kent kimliğini oluşturur.
Bazen birisi vardır ki; o şehrin simgesidir!
Manisa Tarzan’ını hiç duydunuz mu? Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı), Metin Oktay, Vahap Özaltay, Atilla İlhan, Gode Cengiz (Cengiz Kocatoros), Erol Baş, Ahmed Adnan Saygun, Homeros, Dario Moreno, Neyzen Tevfik, Yörük Ali Efe, Latife Uşakki…
Peki, Mustafa Dişli dersem ne anımsarsınız?
Ya Kazım Kaynak?
Elbette Manisa Tarzan’ı ve diğer simge isimleri duymuşsunuzdur ama Ege’de olup da Mustafa Dişli için kim bilir ne kadar isim benzerliği ortaya çıkacaktır. Oysa benim söz ettiğim Mustafa Dişli, Şanlı Urfa’da sıra gecelerinin kültürü ile anılır. Simgesi, olmazsa olmazıdır… Kazım Kaynak da; Denizli kültüründe yer etmiş yerel karakterlerden biri olarak hafızalarda yer etmiştir.
Paris’te Victor Hugo, Londra’da Charles Dickens, Prag’da Franz Kafka, Dublin’de James Joyce neyse Urfa’da da Mustafa Dişli, Denizli’de Kazım Kaynak odur!
Bu ve buna benzer kişiler eserlerinde veya yaşamlarında yaşadıkları şehirlerin ruhunu yansıtarak, o şehirlerle adeta bütünleşmişlerdir…
Elbette isimlere pek çok ekleme daha yapabiliriz.
Bazıları da vardır ki; ön plana çıkmamak için büyük özen gösterir. Buna karşın, kentine olan ayniyetini fazlasıyla öder, ödemeye devam eder.
Bazen gizli kalır, bazen de su yüzüne çıkarak kendisini gösterir. Ama kesinlikle cebini düşünmez. Hayatını sürdürdüğü, ekmeğini alın teriyle kazandığı, atalarıyla yaşadığı toprağına aldığını verdiği için fark edilir. Fark yaratır.
Devletini sever, vergisini öder.
İnsanını sever, gönlünü alır.
Selamı alınır, selam verilir.
Sofrasında yemeği yenir.
Çocukla çocuk, büyükler büyük olur.
Çoğu zaman da lokmasını paylaşır.
Yardım eder, reklamını yapmaz!
Destek verir, laf taşımaz.
Böyle insanları bu devirde bulmak imkânsız mı?
Hayır!
Bildiğimiz o kadar çok gizli kahraman var ki!..
İşte konu burada düğümleniyor. Sahne önünde sahte rol kesmeyip, sahne arkasında doğru iş yaptıklarından, onları asla afişlerde göremiyorsunuz.
Onlar; bir verip de, beş alanlar gibi “kazın geleceği yerden tavuk esirgemez” tarzında değil, tam tersidir. Sessiz sedasız kuzu keser, fakir fukaraya dağıtır da; hiç kimsenin haberi bile olmaz!..
Sinekten yağ çıkaranların aksine, danayı fakir fukaraya eşit parçada paylaştırır…
İnanın böyle insanlar var.
Hayat onlarla daha da güzel…
Bazılarıyla dost, arkadaş olmaktan da çok mutluyum…
Şehrini seven, hizmet aşkıyla yanan insanlarla hayat daha da güzel…
Bazıları spor kulüplerine başkan, yönetici oluyor. Para verip de o takımı ayakta tuttukları sürece reklamlarını da yapmıyor.
Bir koyup, beş almadıkları için; yaygara koparıp, medyada boy göstermiyor…
Bu gerekçelerle de, siz onları tanımıyorsunuz.
Atalarımız ne güzel söylemiş: “İbadette gizlidir, kabahat de…”
Bugün için sporun gerçek kahramanlarının amatör spor kulüplerine can veren başkan ve yöneticiler olduğunu bilin artık!
Elbette bir kasa elmanın içinde bazen çürüklere de rastlamak mümkün. Önemli olan kasanın tümünün çürümeden ayıklanması… İşte bunu gerçekleştirenler başarıya daha çabuk ulaşabiliyor.
O zaman da kazanan sporumuz ve gençliğimiz oluyor.
Son dönemde hayırlı bir iş için Akhisar’a gidip geliyorum. Çocukluğumda dolaştığım tarlalarda nostalji yapmak için değil, köye çocuk kütüphanesi kazandırmak için Kapaklı Köyünde dostlarla bir araya geliyor ve dedem ile ilgili anıları keyifle dinliyorum.
Muhtar Murat Gökçe’nin köye yaptığı spor salonu en çok ilgimi çeken yer desem yanlış olmaz. Spor adamı olarak kendisini tebrik de ettim ve salon için her türlü malzeme desteği sözü de verdim. Şimdi köy çocuklarını hiç duymadıkları bir spor ile buluşturacağım… Kolları sıvadım.
Bana en büyük destek hiç şüphesiz ki; çocukluk dönemlerdeki mahalle arkadaşlığından bu yana dostluğumuzun giderek “kardeşlik” duygularıyla pekiştiği Ufuk Merde ’den… Benden yaşça küçük olmasına karşın, esnaflık ve ticarette benim diyeni cebinden çıkaracak kadar da deneyimli… Aslında yıllardır mesleğini yaşatan tamamen örnek alınacak ustabaşı…
Spor yöneticiliğini konusunda mütevazı olmaya gerek yok. Gerçekten bu işi iyi biliyor. Akhisarspor’un yokluk dönemlerinde hep o vardı… Kulüp için harcadıklarını saymadım ama hatırı sayılır olduğunu biliyorum.
Spor gibi siyasette de; benim diyeni cebinden çıkarır. Sorsanız “Anlamam” diyecek kadar da alçak gönüllü. Öncelikle kurnazlığını değil, doğrusunu yapıyor “Doğruya doğru, eğriye eğri” diyenlerden… Sizin anlayacağınız halka hizmet mantığında.
Şimdi söyleyeceğinizi ben yazayım: “Bu devirde kaldı mı, böyleleri?”
Evet; kelaynak kuşları gibi az kaldı…
Ufuk Merde öncelikle esnaf. Sonra işadamı. MRD Pidenin sahibi. Akhisar’ın dünyaca ünlü köftesinin fiyakası olan pidenin üreticisi… Aslında o pide; köfteye bambaşka tat veren nimet… Kara fırında odun ateşi ve közüyle pişiyor… Bizler de afiyetle yiyoruz. İnanın Akhisar’a gideceğimi bilen dostların ilk siparişi oluyor pide… “Gelirken getirirsin” diyorlar da; kendime alsam bile torunlardan bana kalmıyor!..
Yıllarını Akhisar’a hizmete adayan, “Memleketime çok şeyler borçluyum. Ödüyorum, ödemeye devam edeceğim” diyen Ufuk Merde, Akhisar Organize Sanayi Bölgesi’nde de de söz sahibi. Son genel kurulda divan başkanlığını üstlendi. Geçmiş dönemlerde Akhisar Ticaret ve Sanayi Odası’nda da başkan yardımcılığı görevinde bulundu. Hemen hemen her dönemde de oda meclisine seçilen değişmezlerden birisi… Sözünün de eri…
Akhisarspor’da görevde bulundu. Yukarıda da bahsettiğim gibi yokluk dönemlerinde “Hep o vardı” diye parmakla gösterileceklerden birisiydi. Amatör kulüplere yardımı yok mu? İnanın çok. Vakıf, okul, dernek… Yeter ki doğru iş yapanlar ona gitsin. Destek her zaman elinden geldiğinden fazlası…
“Temiz siyaset”in içinde yer aldı. Diyeceksiniz ki; “Temiz siyaset mi? Mazide kaldı.”
Evet, o nedenle de siyaset sahnesinden çekildi…
Şimdi “memleketime hizmete devam. Borcumu ödeyeceğim” dediğini bilenlerin destekleri ve güzel bir ekiple, Akhisar Ticaret ve Sanayi Odası’na başkan olmak için hazırlık içinde olduğunu biliyorum. Aday diyemem. Bunu demem için resmen açıklaması şart.
Ama aday olursa da söz yanındayım…
Nasıl Akhisarspor döneminde yalnız bırakmadıysam yine de yalnız kalmayacak. Çünkü Akhisarlı hemşerilerinin yanında olacağından kuşkum yok. Biz Akhisarlılar bir değil, biniz…
İnşallah da yanılmam. Çünkü Ufuk Merde de Akhisar’ın önemli değerlerinden. İz bırakan simge isimlerinden… O hizmete devam ettiği sürece bizler de yanında olmalıyız…
Sıvayın kollarınızı; hizmet başlıyor!
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!