ANA SAYFA > Yazarlar > Gülperi Altun Kılıç > Delilik ve Delirtmek

Delilik ve Delirtmek

GülperiAltun Kılıç
Sosyal Medya :
15 March 2026, Sunday 15:35
163 kez okundu

Her birimiz kendimizi haklı ve akıllı görmeye eğilimliyizdir. Hani derler ya:
“Akıllar satışa çıkmış, yine herkes kendi aklını beğenmiş.”
Geçen gün izlediğim bir dizide erkek kardeş ülkeyi terk ederken kız kardeşlerine tavsiyelerde bulunuyordu. Ablasının cevabı kısa ve netti:
“Aklını kendine kullan. Çünkü sana lazım olacak.”
Gerçekten de aklımız en çok kendimize lazımdır. Ama çoğu zaman onu kendimiz için kullanmak yerine başkalarına akıl vermeyi tercih ederiz.
Bir film izleriz, hemen “ahlakımız bozuluyor” deriz. Tabii bizim ahlakımız değil; başkalarının, hatta toplumun bize dayattığı ahlak.
Oysa normlar toplumdan topluma değişir. Ama değişmeyen bir şey var: Her toplumda deliler olduğu gibi, delirtilen insanlar da vardır.
Bir bakışla, bir gülüşle seni zıvanadan çıkarırlar.
Sonra dönüp derler ki:
“Sen gerginsin.”
Hiç utanmadan…
“Ben görmedim.”
“Ben duymadım.”
Sanki sana hiç kimseyi şikâyet etmemişler, senden destek beklememişler gibi davranırlar. Sen de durup düşünürsün:
“Ben mi yanlış anladım? Yoksa gerçekten salak mıyım?”
İşte o noktaya gelmeden önce aklımıza sahip çıkmalıyız. Yoksa geçmiş olsun.
Geçenlerde bir arkadaşım başka bir arkadaşım için sordu:
“Deli mi o?”
Bana hiç deli gibi gelmemişti, sustum. Ama zaman geçtikçe fark ettim ki, deli denilen kişi insanı gerçekten delirmenin eşiğine getirebiliyor.
İstediğiniz kadar psikoloji kitabı okuyun, istediğiniz kadar eğitim alın. Ama bir noktadan sonra bunlar yetersiz kalıyor.
Çünkü insan dediğimiz varlık, gövdesinin üzerinde taşıdığı beynin ürettiği duygularla dalgalanır.
Bir an göklere çıkarsınız.
Bir an yere çakılırsınız.
Aklımız bazen bize oyun oynar.
Bazen başkalarının aklına kapılırız.
Bazen de kendi boşluklarımızı yanlış düşüncelerle doldururuz.
Bazı insanlar vardır; sizi “Ben görmedim, duymadım.” diyerek alıngan konumuna sokarlar.
Dikkat edin, siz o role girmiyorsunuz.
Sizi o role itiyorlar.
Duygularınız bir medcezir gibi yükselip alçalır.
O halde iki seçeneğiniz var:
Ya suyu kurutacaksınız, ya da yüzmeyi öğreneceksiniz.
Çünkü dalga durmaz.
Yüzmeyi öğrenmek için basit ama etkili bir yöntem var:
Duyguyu tanımak.
Bir dakika beklemek.
Hemen tepki vermemek…
Kendine diyebilmek:
“Şu an kızgınım, kırgınım, öfkeliyim.”
Derin bir nefes alıp verirsiniz.
Bir dakika beklersiniz…
Ve bir bakarsınız ki duygu değişmiş.
Çam devirmemişsiniz.
Sizi delirtmelerine izin vermemişsiniz.
Belki de bazı insanlar gerçekten deli değildir.
Sadece akıllı olup herkesin derdiyle uğraşacağına, sorumluluk yükünü hafifletecek şekilde “deli” rolüne bürünürler.
Ama aynı anda dışarıdan akıllı görünmeyi de isterler.
Yani hem sorumluluktan kaçmak hem de saygın kalmak…
İçimizde bu çelişkileri taşırız.
Bu davranış sadece bireysel bir tercih değil; toplumun beklentileri ve normlarının yarattığı bir etkileşimdir.
Bu yazıyı yazmaya başladığımda gerçekten kızgındım. Ama yazdıkça fark ettim ki öfkem yavaş yavaş kayboldu.
Demek ki bazen insanı rahatlatan şey konuşmak değil, yazmaktır.
Belki de duyguları tarif etmeye çalışmaktır.
Zaten psikologların önerdiği de bu: Duygularınızı yazın.
O gün neye sevindiniz? Neye üzüldünüz? Kendiniz için ne yaptınız?
Küçük bir duygu günlüğü tutun.
Çünkü çoğu zaman herkese yetişmeye çalışırken kendimize hiç zaman ayırmayız.
Beklentiler, sorumluluklar, yapılacaklar derken sıra bize gelmez.
Zavallı biz…
Kendimizi tanımaya bile üşenen, merak etmeyen biz.
Oysa ruhumuza iyi bakmadan iyi bir şey üretmek mümkün değildir.
Yazıyı bitirirken fark ettim ki şu an konuşan tarafım biraz ebeveyn gibi.
Zaten insanın içinde bir ebeveyn, bir çocuk ve bir yetişkin vardır.
Bazen içimizdeki çocuk şikâyet eder.
Bazen ebeveyn öğüt verir.
Bazen de yetişkin durumu anlamaya çalışır.
Sanırım bu yazıda üçü de konuştu.
Ama galiba en çok konuşan şuydu:
“Aklını kendine kullan. Çünkü en çok sana lazım olacak.”


PAYLAŞ

Yazara Ait Diğer Makaleler


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

Köşe Yazarları

Anket

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?