Evcil hayvanlar; binlerce yıldır insan yaşamının ayrılmaz bir parçası. Onlar gerek fiziksel, gerek psikolojik açıdan, insanlara çok önemli katkılar sunarlar.
Deneyimle sabittir, bir evcil hayvanla yaşamak, bireylerde stres seviyesini azaltır, kaygıyı hafifletir ve serotonin gibi “iyi hissettiren” hormonların salgılanmasını destekler. Köpeklerle kurulan dostluklar huzur verirken, yapılan düzenli yürüyüşler fiziksel aktiviteyi artırırken, şifacı kedilerle oyun oynamak veya onların şirinliklerini izlemek zihinsel rahatlama sağlar. Evcil hayvan bakımının kişide sorumluluk duygusunu geliştirdiği, yalnızlık hissini azalttığı, hatta bazı çalışmalara göre sosyal ilişkileri güçlendirdiği kesindir. Çocuklar için ise duygusal gelişim, empati kurma becerisi ve güven duygusunun desteklenmesi gibi önemli katkıları vardır. Kısacası, evcil hayvanlar yalnızca birer "arkadaş" değil, aynı zamanda bireyin ruhsal ve fiziksel sağlığı üzerinde somut etkileri olan, yaşamdaki en iyi yol arkadaşlarıdır.
Ülkemizde yakın zamanda çıkan “sokak hayvanları yasası”;17 maddelik yeni bir kanundur. Hayvanların yaşam koşullarını iyileştirmeyi ve toplumun güvenliğini sağlamayı hedeflediği söylenmektedir. Belli durumlarda hayvanların uyutulmasına da izin vererek, kamuoyunda tepkilere yol açmıştır. Yasada özellikle sahipsiz hayvanların barınaklarda rehabilite edilerek, sahiplendirilmesi hedeflenmektedir. Bu yasa, hem belediyelere hem de vatandaşa büyük sorumluluk getirmiştir. Barınakların ne kadar yeterli ve sağlıklı olduğu konusu çok belirsizdir ve belediyelerimizin çoğunda barınak bile henüz yoktur. Her koşulda hayvanların yaşam hakkını savunan hayvanseverler ve duyarlı vatandaşlar belediyelerin bu konudaki yetkilerini nasıl kullanacağını tabii ki yakından izleyeceklerdir.
Hayvan hakları; tüm hayvanların yaşamlarını sürdürme, acıdan uzak bir yaşam hakkına sahip olma ve doğal davranışlarını serbestçe gerçekleştirme gerekliliğine dayanan temel etik ilkeler bütünüdür. Bu haklar, insan merkezli bir anlayıştan sıyrılarak, hayvanların da duyguları, ihtiyaçları ve kendilerine özgü yaşamları olduğunu kabul eder. Uluslararası ölçekte kabul görmüş temel hayvan hakları arasında; başta “yaşama” olmak üzere; kötü muamele ve işkenceden korunma, uygun barınma/beslenme, gereksiz deney ve sömürüye karşı korunma hakları ile doğal davranışlarını sergileyebilme özgürlüğü yer alır. Bu haklar, yalnızca yasal düzenlemelerle değil, toplumun bilinçlenmesi ve bireysel sorumlulukların artmasıyla hayata geçebilir.
Bununla birlikte bazı insanlar, çeşitli nedenlerle evcil hayvanlara karşı olumsuz görüşlere sahiptir. Bu kişiler; geçmişte yaşadıkları kötü deneyimler, hijyen endişeleri, alerjiler veya hayvan davranışları hakkında yeterli bilgiye sahip olmamaları nedeniyle çekimser davranabilirler. Bu durum karşısında en sağlıklı yaklaşım; yargılayıcı olmayan, sakin ve bilgilendirici bir iletişim kurmaktır. Öncelikle karşımızdaki kişinin endişelerini anlamaya çalışmak, onları ciddiye almak önemlidir. Bilimsel bilgilerle ve günlük yaşamdan örneklerle hayvanların faydaları, doğru bakım yöntemleri ve hijyen standartları bu kişilere anlatılabilir. Unutulmamalıdır ki, hayvan haklarının gelişmesi yalnızca yasal düzenlemelerle değil, insanların bilinçli ve duyarlı davranışlarıyla da güç kazanır. Hayvanlarla birlikte yaşamanın uyumlu ve güvenli yollarını anlatmak, toplumsal farkındalığı artırmanın en etkili adımlarından biridir.
En vahimi, tıpkı insanlara olduğu gibi, tüm hayvanlara da yapılan eziyet ve şiddet dünyanın her yerinde devam ediyor maalesef. Hayvancıkların görünüşleri farklı olduğu için mi? Bizimle konuşamadıkları için mi?
Bu da “ırkçılık” gibi bir şey. Belki “türcülük” de denilebilir. Bu da kesinlikle kabul edilemez.
Yaşamdaki en iyi yol arkadaşlarımız olan “hayvancıklar”, dünyanın her yerinde hâlâ acı çekiyor, bağırıyor, ağlıyor ve çığlık atıyorlar.
Duyuyor musunuz.? Duymalısınız. Duyun onları!
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!