Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın raporuna göre (2023) küresel ölçekte su tüketimini en çok etkileyen sektörler yüzde 69 ile gıda ve tarım sektörü, yüzde 19 ile enerji, ticaret ve sanayi sektörleri, yüzde 12 ile evsel su kullanımı olarak sıralanmış.
Bir başka çalışmada da Türkiye’de su kullanımına bakıldığında; tarım sektörü yüzde 75’lik yüzeysel su ve yüzde 66’lık yeraltı suyu tüketimi ile Türkiye tatlı su kaynaklarının en çok tüketildiği sektör olmuştur. Toplam kullanılan suyun yüzde 74’ü tarım için, yüzde 15’i evsel kullanım için ve yüzde 11’i sanayi için kullanılmıştır.
Ben bu bilgilere çok kolayca internetten yaptığım araştırmalarda ulaştım. Oysa ki belediyelerin bilim insanlarıyla yapacağı görüşmeler neticesinde atacağı somut ve geçerli adımlara dair çok daha doğru klavuzluk alabilmeleri mümkün…
Burada görünen o ki, temel sorun su krizinin yönetiminde. Doğru ve bilimsel planlamalar yapılması halinde bu krizi atlatabiliriz. Hangi yanlışlara imza atılıyor ve neler yapılmalı konusunda yakın bir zamanda Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar önemli açıklamalar yaptı. Söyledikleri özetle şöyle;
‘’Manisa’nın yeraltı kaynaklarından günlük yaklaşık 230 bin metreküp, Gördes Barajı’nın ölü hacminden de yaklaşık 130 bin metreküp su alıyoruz. Suyun yaklaşık yüzde 60’ını Manisa’dan çekiyoruz. Sadece İzmir kurumuyor, Manisa’nın su kaynaklarını da kurutuyor. Ölü hacimden su çekilmemeli, barajın pisliği orada birikiyor. Öte yandan ölü hacimdeki su yeraltı sularını besliyor. Ölü hacmi boşaltırsanız, yeraltı da çökmeye başlar. İzmir Büyükşehir Belediyesi büyük yanlış yapıyor. Ölü hacimden su çekince yeraltı suları da kuruyor. Yeraltı kaynaklarının rezerv olarak saklanması için kente günde en fazla 5 saat su verilmeli. Sanıyorlar ki yağmur yağınca baraj dolacak. Baraj kova değil, yağmur suyuyla dolmaz. 2026 yılının Nisan ayında Tahtalı Barajı yüzde 15 olursa çok sevinmeliyiz. Baraj dolduktan sonra da suyu bilinçli kullanırsak hiçbir sorunumuz olmaz. Türkiye’de su yönetimi sorunu var. Yağmurdan mucize beklememek gerekiyor.’’
Bu açıklamalar bende hem bir umut yarattı, hem de biraz hayal kırıklığı…
Umut yarattı çünkü; tamamen çözümsüz bir noktaya gelmediğimizi, alınacak bilimin ışığındaki tedbirler ve uygulamalarla tünelin ucundaki ışığa varabileceğimizi düşündürdüğü için…
Hayal kırıklığı yarattı çünkü; her yağan yağmurda ‘’artık tamam işte bunca yağan yağmur susuzluğumuza çare olacaktır’’ umudumuzun aslında alınması gereken diğer önlemler alınmadıkça nafile bir umut olduğunu anlamamı sağladığı için…
Hal böyleyken; birinci gider yeri olan tarımda akılcı sulama teknikleri ile israf önlenmedikçe, gerekirse toprağın emmediği yerlerde yağmur sularından faydalanabilecek sistemler kurulmadıkça, barajların ölü hacim tabir edilen rezervlerinden su çekme işi durdurulmadıkça biz daha çooook uzun süre musluklarımızdan su gelmeyen saatlere maruz kalırız ve üstelik de bu uygulamayla hiçbir zaman kalıcı çözüme erişilemeyeceğini farkında bile olmadan saf saf fedakarlık yapıp çözüme kavuşacağımızı zannederek…
Türkiye’nin bence şu sıralar en öncelikli sorunu ‘’su sorunu’’ dur. Ne ekonomi, ne olumsuz demografik dönüşüm, ne sağlık, hukuk ve eğitimdeki sorunlar… Bunlar da çok ama çok önemli sorunlar olduğu halde söz konusu ‘’SU’’ ise gerisi teferruat. Çünkü ‘’SU HAYATTIR’’. Çok yakın gelecekte de ülkeler arası su kaynaklı savaşların yaşanılmaya başlayacak olması da bu gidişle kaçınılmaz bir gerçek olacaktır…
Sağlıcakla kalın!..
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!