Büyükşehir Yasası ile mahalleye dönüşen Akhisar’a 10 kilometre uzaktaki, yıllardır “Kapaklı Köyü” olarak isimlendirdiğimiz güzel yöremizde, çocukluk günlerindeki anılar asla unutulmuyor…
1927 yılında Ahmet Kutsi Tecer tarafından yazılan bir şiir var. Mutlaka bilirsiniz. Şöyle başlar: “Orda bir köy var, uzakta,
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de, tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür.”
Sonra devam eder… Yıllar içinde şiir memleket hasreti çekenlerin dilinde pelesenk olmuştur…
Hep derim; “O köy bizim köyümüz. Doğmasam da, gitmesem de, görmesem de, o köy bizim köyümüz…”
Bugün bize miras yoluyla kalan dedemin tarlaları nedeniyle aile büyüklerimizin götürdüğü alanlarda oynadığımız zamanı hayal meyal hatırlamıyor da değilim.
Akhisar’a her gittiğimde uğradığım köyümü seviyorum.
Bizden önceki kuşaktan aktarılanlara göre, köyün adının (rivayet) köydeki kapaklı bir çeşmeden geldiği bilinmekte.
1800'lü yıllarda Baltacı Maria ismiyle Rum'un uçsuz bucaksız toprağı olan çiftliğinin bulunduğu arazi, 1877- 1878 yıllarında yöreye Yunanistan Yenişehr-i Fenerden göç etmek zorunda kalan Müslüman Türkler tarafından parça parça satın alınarak evler kurulunca da, bugünkü köy meydana gelmiş. Bu tarihten itibaren köyde Yenişehir muhacirleri yaşam sürmüş ve bu günümüze kadar gelmekle kalmamış, hâlen de Yenişehir muhacirlerinin kültürü hâkim olduğu görülmekte. Bizim atalarımızın da geldiği topraklar orası…
Köy 36000 dekarlık bir alandan oluşup verimli bir ova üzerinde. Ortasından geçen İzmir-İstanbul karayolu, İzmir-Ankara tren hattındaki istasyon (Kapaklı istasyonu) bu yöreye ulaşımını kolaylaştırmakta.
Hürriyet Gazetesi İzmir Bürosunda spor müdürü olarak görev yaptığım yıllarda, Kapaklı Köyü Muhtarından aldığım “Sizi köyümüzdeki açılışa davet ediyor ve mutlaka bekliyoruz” demesinin ardından gittiğim köyde unutamadığım anımdan bahsedeyim.
Açılış öncesi muhtarın “kahvede yol yorgunluğunu giderecek bir çay içelim” teklifi üzerine girdiğimiz köy kahvesinde muhtarın “Selamünaleyküm” sözüne “Aleykümselam” diye oturdukları yerden cevap veren insanların, yine muhtarın “Bakın ağalar size kimi getirdim. Bu genç gazeteci İbrahim Avni beyin torunu” dediğinde hepsinin aynı anda sandalyelerinden kalkarak “Hoş gelmişsin ağamızın torunu…” deyişini unutmam mümkün mü?
Akhisar’a gidip gelirken geçtiğim, çoğu kez de şöyle bir dolaştığım Kapaklı ‘da hep anılarım canlanıyor…
Bu kez gidişim, benim için çok önemliydi. Rahmetli eşimin adını yaşatmak için köyde bir çocuk kütüphanesi (Nergiz Erboy Çocuk Kütüphanesi) kurmaya karar verdim ve bu konuda da bana destek ve ön ayak olan muhtar Murat Gökçe ile kardeşi Cesur Gökçe’ye “geliyorum” sözü üzerine korkunç yağan yağmura karşın İzmir’den yola çıkarak Kapaklı ’ya ulaştım. Muhtar Murat, kütüphane için muhtarlık binasında atıl durumdaki odayı kısa bir sürede düzenlemiş. Gittiğimde, kapısına da tabelasını birlikte taktık. Şimdi, boya, badana yapılacak ve kitap rafları ile çalışma masası gelecek. Ramazan sonrası da nasipse açılışını yapacağız…
Murat ve Cesur “dört dörtlük” delikanlı…
Her ikisi de köyde doğup büyüyen, halen de yaşamlarını orada sürdüren köklü aileden… Babaları Osman köyün en ünlü kasabı. Dedeleri de aynı meslektendi. Sizin anlayacağınız dededen kasap hepsi… Cesur Osman’ın sucukları da oldukça meşhur… Yurt dışından bile talipleri var. Ağız tadını bilen yol üstü lezzetçileri ve tır şoförlerinin sucuk ve köfte yemek için durak noktası Cesur’un kasap dükkânı… Kömür ateşinde bambaşka bir lezzet!..
İki kardeş çok aktif. İkisi de sporcu ve spor hastası…
Muhtar Murat gençliğinde yağlı güreş yapmış. Askere gidinceye kadar 8 yıl dolu dolu çayırlarda rakipleriyle adeta boğuşmuş, şeref kürsüsünde yerini alarak evini madalya ve kupalarla müze haline getirmiş… Başaltına kadar büyük başarıları bulunuyor. Sporda köyün adını duyurmuş. Şimdi de büyük oğlu onun izinden gidiyor. O da yağlı güreşte kupa ve madalyalar kazanıyor… Hedefi Kırkpınar…
Küçük oğlu da amcası gibi futbol sevdalısı… Yetenek süper. “Geleceğin Arda Güler’i” diyorlar…
Muhtar Murat ile kardeşi Cesur, köyde sadece köy gençlerinin yer alacağı, Kapaklı dışından futbolcu almayacakları spor kulübü kurarak, futbol takımı oluşturmak için kolları sıvamışlar... Zamanında iyi futbol oynayan, İzmir ve İstanbul takımlarından cazip teklifler alan ne yazık ki, profesyonel olacağı yıl sakatlık yaşadığı için bu arzusunu gerçekleştiremeyen Cesur, bir türlü kopamadığı futbol için “Ben profesyonel olamadım ama Kapaklı’dan yepyeni yıldız futbolcular yetiştireceğiz, gençlerimizi yıldız yapacağız” diye oldukça iddialı konuşuyor.
Muhtar Murat Gökçe köyün gelişmesi için olağan üstü çaba harcıyor. Mesaisi; devlet dairesinde gibi değil. Adeta 24 saat. Kalbi gibi telefonu da açık. İşi olan muhtarı mutlaka buluyor. Köyde konuştuğum bazı köylüler, “muhtarı odasında bulamazsın. Yine köyden birisinin işini halletmekle uğraşıyordur” dedi. Adeta köyün, köylünün derdi, muhtar Murat’ın derdi olmuş gibi… Sorunu çözmek, çare bulmak için şehir merkezinde kapı kapı dolaşıyor…
Ne güzel, köyünü seviyor. Adeta aşık… Halkının işini çözmek için de ter döküyor. Darısı bütün gün makamında oturan muhtarlara…
Murat Gökçe muhtar olduktan sonra köyü için var gücüyle çalışmaya başlamış ve ilk olarak köye öncelikle düğün yapılacak çok amaçlı salonu kazandırmış. Cebinden elektrik, su parasını ödeyen muhtar üstelik belediyeye de kira veriyor…
Gençler bir spor salonu isteyince onlara da spor salonu hazırlamış. İçine ağırlıklar da alarak hizmete sunmuş. Şimdi kardeşi Cesur ile spor kulübü kuracak, sadece Kapaklı gençlerinin oynayacağı futbol takımı oluşturup lige katılacak. Çocukların için alternatif sporları yapmaları için yer arayan Muhtar Murat’ın en büyük hayali sporda köyünden şampiyon sporcuların yetişmesi. Bunun için de kolları sıvamış durumda…
Sadece spor mu? Her alanda köyünün güzelleşmesi, köylünün yüzünün gülmesi ve mutlu olması için var gücüyle uğraş veriyor. Biraz aktardığında her bir projesinin harika olduğunu öğrenmek mutlu ediyor. İnsanın içini ferahlatıyor. Biraz destekle harika işler başaracağından kuşkum yok. Ama her yerde olduğu gibi burada da “Çamur at izi kalsın” mantığı işliyor…
Ömer Hayyam’ın bir sözünü çok seviyorum. Bakın ne diyor? “Sırtından vurana kızma, ona güvenip arkanı dönen sensin. Arkandan konuşana da darılma, onu insan yerine koyan yine sensin.”
Yani…
Bazen de düşünüyorum. Her yerde olduğu gibi oralarda da, zannedersem tek mesleği; insanın yüzüne gülüp, arkasından iş çevirmek olan insanlar bulunuyor!
İnsanlar doğru bildiğini yaptığı, vicdanen müsterih olduğu zaman, kulaklarını da tıkamalı.
Bunlar; sporda değil, her kesimde, her dönemde yaşandı, yaşanacak da…
Ne yazık böyle tipleri görmek günümüzde olağan! Çoğu da prim yaptığını zannettiğinden huyundan da vazgeçemiyor.
Sen ne yaparsan yap, nafile!
Özdemir Asaf’ın sözünü unutmayın: “İkiyüzlünün dilinde tat, kalbinde ise fesat gizlidir.”
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!