Haftada bir okuduğunuz, belki de göz gezdirip, sadece baktığınız bu köşeye güzel bir bayram yazısı yazmak isterdik ama ekonomik sorunlar nedeniyle İzmir’deki bölgesel gazetelerin bayramda çıkmaması üzerine de, bir haftalığına parmaklarımızı dinlendirdik…
Aslında geçmişte de, bayramda gazeteler basılmıyordu… Onun yerine İzmir, İstanbul, Ankara Gazeteciler Cemiyetleri başta olmak üzere bazı meslek örgütlerinin “Bayram Gazetesi” basılıyor ve okuyucu ile buluşuyordu. Aslında çok da hoş oluyordu.
O bayram gazetelerinin yolunu gözleyenler de vardı. Bayram namazını kıldıktan sonra camiden çıkanlar, soluğu gazete bayilerinde alıyordu…
Şimdi gazete bayii de kalmadı!
Cemiyetlerin bayram gazeteleri için meslektaşlarımız özenle haber yapar, gün boyu zevkle çalışır ve “çift yevmiye” alırdı. Farklı gazetelerdeki çeşitli bölümlerde çalışan emekçiler bir araya gelerek, omuz omuza çalıştığı gibi, yüz yüze bayramlaşırdı…
Üstelik cemiyetlerimizin kasasına para girişi de olurdu. Bunlar da sosyal faaliyetlerde kullanılırdı.
“Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” misali, bir inat uğruna gazeteler bayramda da basılmaya başladı. O zaman da cemiyetlerin ocağına incir ağacı dikildi ve reklam pastası ulusal gazetelerde paylaşılınca, bayram gazeteleri de tarihteki yerini aldı…
Şimdi İzmir’deki gazeteler “ortak karar” ile pazar günleri olduğu gibi bayramlarda da çıkmadığı için gazeteciler haftada bir gün, bayramlarda da evlerinde oturuyor…
Bu kez bayramın hafta sonuna denk gelmesi de futbolun en üst ligindeki maçlarının ertelenmesine de vesile oldu. Bakın bu güzel oldu!
Bırakın da bayramda; hiç olmazsa tribünlerde, TV karşısında sinir olmayalım değil mi?
Buna en çok da hanımlar sevindi!
Hep soruyoruz; “Avrupa’da Türk futboluna neden nisan gelmiyor?”
“Bizim takımlarımız Nisan ayında Avrupa görmüyor?”
Hiç düşündünüz mü?
Galibiyet veya yenilgi, sporun doğasında olan. Ama olmayanı; son Galatasaray maçından sonra Liverpool teknik direktörü Arne Slot’un dedikleri.
Bakalım mı ne demiş?
“Rakipler sadece yere yatmak ve zaman geçirmek için buraya geliyorlar ve neredeyse hiç sakatlanmıyorlar. Galatasaray'ın Juventus maçını izlemiştim, orada ilk yarıda 14 kez yere yatmışlardı. Her 3 dakikada bir yere yattılar bu yüzden oyunun temposu tamamen kayboldu. Bugün de bunun önemli olacağını düşündüm. Bunu kabul edemeyiz, futbolu korumamız lazım. Futbolun bu yöne doğru gitmesi eğlenceli değil.”
Gerisi sizin yorumunuza kalıyor!
Bir de hakem sorunu var…
Sanki futbolun kuralları Türkiye’de ayrı, Avrupa’da ayrı gibi.
Buna ne dersiniz?
Bu kanıya neden kapıldık acaba? Hiç düşündünüz mü?
Siz biraz daha düşünün…
Biz konuyu değiştirelim ve yönetim kurulunda olduğum oryantiringe dönelim.
Nisan ayının başında Denizli’de Türkiye Oryantiring Şampiyonası yapılacak. Nereden bakarsanız bakın en az 1500 sporcu bir araya gelecek. Hep diyorum; bu spor olimpiyatlardan sonra en kalabalık sporcuyu bir araya getiren organizasyon. Hem de çeşitli yaş gruplarında. Sporcu aileleri, hakemler, federasyon görevlileri, haritacılar, antrenörler, ulaşım görevlileri, ildeki spor teşkilatından yetkililer… Alsana iki bin, iki bin beş yüz kişi… Belki de daha da fazla…
Sadece yarış mı?
Konaklama, yemesi içmesi, hediyesi, ulaşımı…
Spora olduğu kadar ekonomiye de büyük katkı…
Hele hele bu dönemde, iç turizminin hareketlenmesi harika değil mi?
O zaman buyurun oryantiring sporuna…
Bu spora gönül verenleri desteklemeli. Kulüplere sahip çıkmalı ki, spor daha da yaygınlaşsın ve başarıya ulaşsın.
Düşünün; doğadasınız… Doğa ile iç içesiniz. Sadece duyduğunuz kuş sesleri, sincapların cıvıldaşmalarının mırıltısı… Bastığınız yerde kuru dal veya yaprak kırılmasının kulağınıza gelen hoş melodisi…
Her antrenmanda, yarışta doğa ile baş başa kalıyorsunuz.
Ormanlık alanda koşuyorsunuz…
Sağlık için harika.
Elinizde harita, yönünüzü arıyorsunuz.
Beyninizi çalıştırıyorsunuz.
Yönünüzü öğreniyor ve kaybolma şansını yok ediyorsunuz.
Yönünüzü bulurken, harita ve pusula kullanarak, hedefinize en kolay şekilde ulaşmaya çalışıyorsunuz. Bunu yaparken de; hem fiziksel dayanıklılık, hem de zihinsel beceri ön plana çıkıyor. Biraz daha açacak olursak; stratejik planlama, hızlı karar verme yeteneğinizi geliştirebiliyorsunuz.
Doğada bu sporu yaparken, özgüveninizi kazanıyorsunuz. Pes etme yerine etmeme güdüsü öne çıkıyor. Böylelikle de, hedefinize ulaşmanın çabası içinde oluyorsunuz.
Bir nevi karakterinizi de ortaya koyuyorsunuz.
Ülkenin dört bir yanından gelen yarışmacılarla da kaynaşıp sosyalleşiyorsunuz. Aileler de birbirini tanıma fırsatı yakalıyor. Dostluklarınızı pekiştiriyorsunuz.
Sakın unutmayın; eğitime de katkınız oluyor. Coğrafya, matematik ve fen bilimleri ilişkili bir yön bulma olayının içinde olduğunuzdan harita okuryazarlığınız da artıyor ve yön bulma durumunuz kalıcı hale geliyor…
İşte bu nedenle Oryantiring sporu diyorum!
Her bayramın 2. Gününde olduğu gibi yine Akhisar’daydım. Oryantiring Federasyonunun yükünü uzun yıllardır taşıyanlardan birisi ve son dönemin en çalışkan, tuttuğunu koparan başkanı Atilla Güler’in güvendiği ekibinden, MHK Başkanı, kardeşim diyebileceğim dost Özgür Morbel ile birlikteydim…
Denizli’deki yarışmaların hazırlıklarını konuştuk…
Gerçekten o an bile onu tamamen motive olmuş durumda görmek beni sevindirdi. Özgür Morbel bu spor için inanın “Bulunmaz Hint kumaşı” olan ekibin nadide parçası…
Aslında, federasyon her kademesiyle yarışmalar öncesi kılı kırk yararak, her detayı ince eleyip sık dokuyup çalışıyor. Organizasyonun kusursuz geçmesi için özen gösteriyor. Genel Sekreter Dr. Bora Göktepe’nin yönlendirdiği idari ekip gibi hakemler, gözlemciler de özenle hazırlık yapıyor…
Çeşitli branş federasyonlarının içinde bulundum. Ama sanki Türkiye Oryantiring Federasyonu daha farklı gibi… Nereden bakarsanız bakın spora katkı için artıları daha çok. Kulüplerle diyalogları harika ve her birine eşit adımda. Başkanın bakış acısı tamamen “spora hizmet” olunca da başarı kendiliğinden geliyor diyeceğim ama gerçekten bunu sağlamaya çalışan bunu yaratma çabasındaki güçlü ekibe ayıp olacak!.. Nedeni de; başarıyı artırmak için olağanüstü de çaba harcanıyor.
Uzun lafın kısası; başkan Atilla Güler’in olduğu yerde herkesin yüzü de; başkanın soy ismi gibi gülüyor…
Mutlu kulüpler ve mutlu sporcularla, doğa ile iç içe, sağlığı da düşünerek sporun güzelliklerini yaşamak için oryantiring diyorum…
Unutmayın; gideceğiniz yol ne kadar doğal olursa, spor da o kadar gerçektir. Yürüdüğünüz taşlı topraklı yollarda iz bırakırken, aslında kendinizi yeniden keşfetme şansını yakalayabilirsiniz. Belki de; oryantiring sporunda doğanın kalbinde atılan her adım, bedenini güçlendirdiği gibi, ruhunu da özgürleştirebilir…
Vakit varken denemekte büyük yarar var!
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!