Son dönemde Albert Einstein’in sözü hiç aklımdan çıkmadı. “Hayat iki şekilde yaşanır: Ya hiç mucize yokmuş gibi ya da her şey birer mucizeymiş gibi.”
74 gün hastane koridorlarında hep o mucizeyi bekledik… Belki de, aradık durduk!..
Bulamadık…
Ve kaybettik…
Benim kaybettiğim sadece bir eş, dost, arkadaş, sırdaş, yoldaş değil, hayatımın mucizesiydi. Onu tanımakla ulaşmıştım o mucizeye… Dolu dolu 50 yıl geçirdikten sonra kaybetmenin hüznünü nasıl anlatabilirim ki?
Yazıyor, yazıyor ama gözyaşlarım siliyor satırları…
Yaz yazabildiğin kadar. Her damla yaş, bir silgi olup yok ediyor…
Kokusu, kokumdu…
Nefesi, nefesim…
Yaşamın değeri, yaşam kaynağım!
Sevenleri o kadar çoktu ki, cami avlusuna sığmadı…
Gökyüzü hüzünlendi, kara bulutları kapladı. Yağmur yağmadı ama gözyaşları sel oldu!
Erken, çok erken oldu gidişin; meleğim…
Kokunu özleyeceğim…
Gülüşünü unutmayacağım…
Sevgini kalbimde taşımaya devam edeceğim…
Her şey tamam da… Sensiz hayatın devamı nasıl olacak? İşte onu bilemiyorum!
Adını taşıdığın çiçeğin açıldığı dönemde sen kapandın. Sen onun kokusuna; biz de senin kokuna hasret kaldık; meleğim…
Zor alışmak…
Ancak bir gerçek var. O da hayatın devam ettiği…
Hayatın içinde insanoğlunun geride bıraktıklarına bakması onun aynadaki yansıması gibi… Derler ya; “Ne ekersen onu biçersin…”
Söyle bir geriye baktığımızda neler görüyoruz biliyor musun?
Senin iyiliklerini…
Hüzünlü günümüzde bizi yalnız bırakmayan, acımızı camiye ve eve gelerek, çelenk göndererek, bağış yaparak, telefonla arayıp, sosyal medyadan taziyelerini ileten tüm dostları ayrı ayrı yazmak, teşekkür etmek isterdim. Ne var ki; hem cami avlusu gibi sayfamız yetmeyecek hem de birini unutup atlarsak, telafisi güç olacak bir hata yaparız. İşte bu da bizi bir kez daha üzecek. Bunun düşüncesiyle herkese buradan bir kez daha şahsım ve ailem adına sonsuz şükranlarımızı iletiyorum…
İyi ki varsınız…
O’nun için yapacak çok şey var…
Bazen hayatı bisiklet sürmeğe benzetebiliriz. Üzerinden düşmek kolaydır. Ama düşmemek için çaba harcar ve dengede durabilirsiniz. Bu da sürekli hareket halinde olmakla gerçekleşir. O bisikleti sürebilmek için yaşama dört elle, sevdiklerimiz için sarılacağız…
Kim ne derse desin; zor bir durumdan çıkmanın en iyi yolu, içinden geçmekle gerçekleşir…
Yaşamın gerçeğiyle bakalım daha ne kadar yüzleşeceğiz…
Acımızı içimize atarak, doğru bildiğimiz işe odaklanıp, kaldığımız yerden devam edeceğiz…
Karşıyaka, Altay, Altınordu, Bucaspor da zor günlerden geçiyor.
Camia olan bu tarihi spor kulüplerinin futbol temsilcilerine baktığımızda Altay’ın 41 sezon, Karşıyaka’nın 16 sezon, Altınordu’nun 10 sezon, Bucaspor’un 1 sezon futbol liglerinin en üstünde mücadele ettiğini görmekteyiz.
Peki, İzmir’i Süper Ligde en çok temsil eden, Altay Fuar Şehirleri Kupası’na katılan ilk Türk ekiplerden biri olup, 2 kez Türkiye Kupasını kazanan Altay’ın durumu hoşunuza gidiyor mu?
Karşıyaka, Altınordu, Bucaspor şimdi neredeler?
Ya 10 sezon 1. Ligde (Süper Lig) oynayan son yıllarda amatör kümeden bir türlü kurtulamayan İzmirspor’a ne demeli?
Toplamda 107 sezon Süper Ligde İzmir temsil edildi. Bugün nazar boncuğu durumundaki Göztepe başarılı bir grafik çiziyor. Ligde 29 sezon oynayan ve devam eden Göztepe ayrıca 2 kez Türkiye Kupası’nı da müzesine götürdü. Avrupa’da en başarılı İzmir ekibi durumundaki sarı-kırmızılılar, 1968–69 sezonunda Avrupa Kupalarında yarı finale kadar yükselen ilk Türk takımı olarak tarihe geçti.
Bugün bulundukları alt liglerde mücadelelerini sürdüren ancak bazıları için bir alt lige düşme korkusundan çok, önündeki borç yığınıyla korkulu rüyalar gören kulüpleriz kâbus içinde. Yanlış ellerle korku tüneline giren Altay, Bucaspor, patronunun “benden bu kadar” diyerek elinin tersiyle ittiği Altınordu ligde yaşam savaşı verirken, tam tersi camiasının kenetlenmesiyle şampiyonluk yarışında var olma teri döken Karşıyaka, inşallah bu günleri en hasarsız şekilde atlatır. Temennimiz bu…
Gözlerimizi Ege’ye çevirdiğimizde “ah ve vah”ı aynı anda kullanacağımız iki camia ile karşılaşıyoruz.
Bunlardan birisi Ege’nin en büyük tekstil ve turizm kentlerinden Denizli ile ülkemizin en büyük ilçelerinden, il adayı, zeytinin başkenti Akhisar…
İlde her tekstilci bir tek ürün, diğer ilçede de her zeytinci birer kilo zeytin verse inanın doğru ekibin yöneteceği takımlar yine Avrupa’da mücadele eder…
Geleceğin emin ellerde olduğunu görmek için geçmişine bakmak gerekir diye düşünüyorum. Dünü bilmeden bugünü, bugünü bilmeden yarını anlayamazsın. Bunun için verebileceğim Arnold J. Toynbee’in şu sözü olabilir: “Tarih, geleceği tahmin etmek için kullanılan en güvenilir rehberdir.”
İzmir dışında yer alan Ege takımları arasında Türkiye Kupası ve Süper Kupa’yı kazanan tek kulüp Akhisarspor’un olduğunu futbolun içinde olanlar mutlaka bilecektir. Akhisarspor ile gönül bağım kuruluş aşamasında birebir tüm kuruluş evraklarını yazmamdan öte her aşamasında emek vermem ve kurucular arasında yer almamdan kaynaklanıyor. (Tescil sırasında yaşımın 18’den küçük olması nedeniyle kurucular listesinden çıkarıldım)
O gün bugün; sevdam aynı, tutkum da değişim olmadı…
Aralıksız 7 sezon Süper Ligde oynayan, daha sonra paraşütsüz amatör kümeye kadar düşen Akhisarspor Türk Futbol Tarihinde Üniversitelerin Spor Bilimleri Fakültelerince araştırılması gereken gerçek bir örnek.
21 sezon Süper Ligde yer alan ve Ege’de en fazla bu ligde oynayan 3. Takım durumundaki, Avrupa’ya giden ilk Ege (İzmir dışı) takımı olup, 2002-2003 sezonu UEFA Kupası’nda Türkiye’yi temsil eden Denizlispor’un son durumunu biliyor musunuz?
Şu anda her iki takımın hali içler acısı…
Borç batağında…
Amatör liglerde bile tutunamıyorlar…
Bu ve buna benzer örnekleri gördükçe Çinli filozof, düşünür ve eğitimci Kong Qiu’nun (Konfüçyüs) şu sözü aklıma geliyor:
“Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir.”
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!