Son yazımızda tarif ettiğimiz tiplerle ilgili olarak o kadar çok yorumda bulunan oldu, şaşırdım mı? Hayır!
Herkes “Bunu tanımayan mı var?” diye yazdı, bizzat aktardı…
“Var” diyenlerden bazıları da, bu yüzden halen prim bile yaptığını söylemiyorlar mı?
O zaman yapacak bir şey yok demek. Kabul eden, böyle seviyor anlamına gelmiyor mu?
Onların da, işine geliyor, kullanıyordur…
Öyle ki; bir yeri bıraksa, diğer taraftan çıkıyor. Kapıdan kovsalar pencereden girecek delik buluyor. Onu da bulamazsa, o deliği açacaklara kadar ulaşabiliyor.
Yalakalığın haddi hesabı yok.
Ne zaman böyle bir konu açılsa, Ömer Hayyam’ın şu sözünü hatırlatıyorum: “Varsın hayat yalakalara şans tanısın; ben onuruma fiyat biçmem! Yaşadığım kadar daha yaşasam asla tükürülecek eli öpmem.”
Artık herkes her şeyin farkında biliyor musunuz?
Son dönemlerde bazılarının ortalık yerde dolaşmaya başlamasından yine bir şeylerin peşinde olduğunu söyleyen bir genç kardeşimizin hakkını da yememek gerekir. Gençler bizden daha çok çabuk ve daha çok bilgi sahibi oluyorlar…
O nedenle de böyle kentini, şehrini seven, geleceği düşünen ve ona sahip çıkan gençlere sahip çıkmamız gerekir. Onlara hayranım. Bu kent kültürüne olan sahiplenmeleri yarınlar için inancımın yitirilmemesine etken oluyor.
“Biz bu tipleri biliyoruz, bilmeyenler yutuyor veya işlerine öyle geldiğinden, geleceğinden de kullanmak için prim veriyor. Ama bize sökmüyor” demezler mi?
Bunun başka bir izahı varsa, anlatın biz de bilelim…
Yeni bir yıl geldi, biz halen eskimiş ancak halen iflah olamamışlara kalem oynatıyoruz ya…
Sıkıntı burada.
Yaşadığımız kente borcumuz, sevdiğimiz insanlara saygımız, halkı aydınlatmak amacında olmamızı görev bildiğimizden, işimizi doğru yapmaya ve kandırılmaları önlemeye çalıştığımızdan olsa gerek bütün bu çabalarımız…
Biz dört dörtlük müyüz?
Aşa!
Hepimizin bir kusuru var.
En azından hatalarımızı bir daha tekrarlamamayı, sevdiklerimize, sevgi gösterdiklerimize, dostlarımıza, dost bildiklerimize zarar vermemeyi yeğliyoruz…
Laf dinliyor, öğütlere kulak kabartıyor ve olduğumuz gibi görünüp, göründüğümüz gibi oluyoruz… Ne arkadan vuruyor, ne de konuşuyoruz. Bizde laf insanın yüzüne söylenince kıymet kazanır.
Eski yılı bitirdik…
“Yeni yıl yeni ümitler” derdi büyüklerimiz… Biz de büyüdükçe aynı kelimeyi kullanmaya başlamaz mıyız?
Büyürken, büyüklere benzemek!..
“Yaş yedide neyse, yetmiş yedide de odur. Huylu huyundan vaz geçmez” diyenlere geçen yıllarda yaşadıklarımızı gözümüzün önüne getirirsek hak verir oluyoruz…
Hem de yerden göğe kadar!
Seneidevriye derler. Karşılığı yıldönümü…
Biz yılın son günüyle, ilk gününün seneidevriyesini gerçekleştirdik… Bunun dillerde pelesenk olmuş hali: Yılbaşı Gecesi.
Sizin nasıl geçti bilemiyorum ama hastane odasındaki ilk, inşallah da son olacak bir yılbaşı gecesi geçirdim. Saat 00.00’da eşimin yataktaki gülümsemesi; dünyanın en büyük, en anlamlı, en eşsiz, en değerli, paha biçilemez, en harika, verebileceği en nadide hediye oldu…
Bundan sonra günler yine akıp geçecek…
Hayat bir şekilde devam ediyor.
Liglere ara verildi, verilmesine de… Onlar da sürecek. Bakalım ligin 2026 yılındaki bölümünde nelerle karşılaşacağız?
2025 yılını gözünüzün önüne getirir ve hafızanızı zorlarsanız spor dünyasında, özellikle de futbolda romanlara konu olacak o kadar çok olay yaşandı, anlat anlat bitiremezsiniz…
Onları yazanlar yazıyor…
Maşallah arkası yarın gibi…
Biz bakalım Karşıyaka’ya…
Futbolda bir üst lig gelir inşallah. Stadın da temeli atılır. O an; Kaf Sin Kaf’a gönül verenlere çifte kavrulmuş bir kahve içme zamanı, keyif anı…
Basketbol için aynı temenni de bulunmak da isteyeceğiz ama şimdilik ara verdiğimiz bir zaman. Durum biraz vahim!
Şu anda (Yazı Tofaş maçından önce yazıldığı için) puantajın en dibinde olan Karşıyaka basketbol takımının son karşılaşmalarda ortaya koyduğu oyun ümit verici gibi görünse de, maçın sonunu oynayamama, telaş, bazı oyuncuların bireysel ve aceleci atışları maçı bir türlü kazanma aşamasına getirmiyor.
Acele attığın üçlük girince iyi de… Ya girmediğinde? Peş peşe de kaçınca, karşı atakların sayıya dönüşmesi facianın adeta habercisi...
İşte burada antrenör zekası çok önemli…
Onlar neden var?
Takımı maça hazırlasın, motivasyonu sağlasın, taktiği rakibine göre versin ve karşılaşma boyunca da maçı okusun, doğru molalarla, oyuncu değişimleriyle takımı yönlendirsin...
Başka?..
Hepsi bu kadar!
Bunları yaparsan zaten coach derler…
O zaman da başarır ve sınıf atlarsın…
Bakalım Karşıyaka basketbol takımı zor bir dönemeci hangi hafta dönecek ve taraftarına rahat bir nefes aldıracak. Bekleyip göreceğiz.
Futbolu fazla yazmayayım diyorum ama Altay, Bucaspor, Altınordu’nun durumlarını görünce ve taraftarlarının da içi kan ağlayınca ister istemez bulaşmak zorunda kalıyorum…
Altay ve Bucaspor da ekonomik sıkıntı büyük.
Altınordu’ya ne demeli? O kadar varlık arasında yokluk çeken ve göz göre göre düşecek olan bir takım… Bu ekip daha düne kadar Süper Lig Kapısından dönmedi mi?
Bu camiaya gönül verenler, kamuoyunun deyimiyle patronunun “Ben yedieminim. Bunu da sonuna kadar en iyi şekilde taşıyacağım” demesiyle rahat nefes almıyor muydu?
Ne oldu da bir anda profesyonel futbol takımı dışlandı…
İlk gün de yazdım, sonuna kadar da yazacağım…
Futbol ticarete dönünce, kazançlar ufalıp, beklenen gelirler gelmeyince gerisi boştur… Dışlarsın da, satarsın da, sokağa da atarsın!..
Bakalım yeni yıl neler getirecek, neleri götürecek! Her şeyden önemlisi sağlık… Mutlu yıllara…
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!