İnsanoğlunun yaşam ile ölüm arasında gidip geldiğini kim bilebilir? İşte o an; zamanın durduğu an!
Sporda da, takımların ligden düşme maçlarındaki saniyeler bile o kadar önemlidir ki, maç biterken santrası yapılmayan gol, onun lig değiştirmesine deyim yerindeyse de; kaderine neden olabilir.
Basketbolda saliseler kala yenen sayı, voleybolda kaçan bir servis... Takımı bırakın, kulübün tüm yaşamını alt üst eder. Kurulan hayaller, gelecekteki projeler domino taşı misali yıkılır ve bir anda her şey darmadağın olur…
Derler ya; “Hayat pamuk ipliğine bağlı…” Gerçekten de öyle değil mi?
Yaşamda o kadar çok örnekleri var ki…
Karşıyaka basketbol takımını ele alacak olursanız, son deplasmandaki Büyükçekmece maçını kazanmayıp kaybetse, ligin dibinde kalacak, karalar bağlayıp belki de kaderine razı olacaktı. En acısı da, hiç aklımızın ucuna bile getirmek istemiyoruz; 1974/75 sezonundan bu yana yer aldığı en üst ligden 50 yıl sonra düşecekti… Dile kolay yarım asırdır yer aldığı ve başarılara alışkın olduğu yerden, bir alt lige…
Düşünmesi bile ne kadar korkunç değil mi?
Oysa hiç kimsenin temenni etmediği, “Karşıyaka’dan başka herkes düşer” dediği lige veda ilk kez Karşıyaka basketbolun başına gelmeyecekti… Ne olursa olsun, yarım asırlık çaba bir anda yerle bir olacak, camiayı bırakın basketbol dünyasını karalar bağlayacaktı!
İki kez şampiyon olduğu ligdeki bu mücadeleye 1966 sezonunda katılan, 2 yıl sonra düşen ancak 6 yıl sonra yeniden 1. Lige (Mücadele ettiği BSL) yükselen Kaf Kaf, o gün bugündür ligde ter döküyor. Haklı olarak da ülke basketbolunda söz sahibi olma konumunu koruyor… Hem de; onurlar… Gururla…
Şükürler olsun, Büyükçekmece’de boğulmadı, hayat öpücüğü ile galibiyet sayısını ikiye çıkardı. Rakibi bir galibiyette kaldı, onu da altına aldı ama yine de düşme potasında.
Puan tablosuna bakıldığında, iç karartan görüntü söz konusu.
Karşıyaka’ya yakışmayan ve asla da alışkın olmadığı bir yer, sondan ikincilik…
11. Hafta sonunda üzerindeki takım komşu ilin basketbol temsilcisi Manisa Basketbol. Onun 3 galibiyeti bulunuyor. Aynı galibiyet sayısı olan bir başka ekip de Mersin. İki ekibi birer galibiyet fazlası ile (dörder galibiyeti bulunan) Bursaspor, Merkezefendi Belediyespor, Aliağa Petkim geçmiş durumda. Onlar da rahat değil…
Lider Beşiktaş “11’de 11” ile yenilgisiz olarak en üst basamakta. Arkasında bir yenilgisi bulunan Fenerbahçe var. Sonrasında da Bahçeşehir (8 galibiyet), Galatasaray, Türk Telekom (7’şer galibiyet), Anadolu Efes, Tofaş, Trabzon (6’şar galibiyet), Esenler Erok (5 galibiyet) ile sıralanıyor…
Bu tablo karşısında durum şunu gösteriyor ki, ligde yaşamak için daha önünde uzun süre var…
Karşıyaka bugün kendi seyircisi önünde Bahçeşehir’i konuk edecek. Bu maçın önemini bilenler tribünleri doldurup Kaf Kaf’a moral, güç ve destek vermeli ki… Gün yeşil kırmızılılar için neşeli geçsin, galibiyet hanesine yeni bir artı eklensin.
O zaman herkes salona…
Karşıyaka’da basketbolun heyecanı asla kaybolmaz.
Büyük bütçeleriyle şampiyonluğa oynayan takımların salonlarında parmakla seyirci sayılırken, Karşıyaka’da her zaman yeşil kırmızıya boyanan kent sevdalıları salondan taşıyor… Dışarıda kalan seyirci nedeniyle de yeni, daha büyük salon tartışması her zaman alevalıyor!
İzmir’de 1971 yılında yapılan Akdeniz Oyunları ve 2005 yılında organize edilen Universiade sayesinde il spor tesisine kavuşup “İzmir Tesis Zengini” imajı yaratılmıştı. Bu dönemde ise çark tamamen ters döndü ve takımlar oynayacak saha bulamamaktan şikâyetçi durumuna gelerek “İzmir’e neden spor tesisi yapılmıyor?” diye feryat etmeye başladı.
Savunanların her seferinde Göztepe, Alsancak, Buca, Bornova Statlarını örnek vermelerine tek cevap; “Karşıyaka Stadı 12 yıldır neden yapılmıyor?”
Dostoyevski’nin “Şu dünyada doğruyu söylemek kadar zor; boş konuşmak kadar kolay şey yoktur” sözünü hatırlatmanın çoğu insanın işine gelir mi, gelmez mi hiç bilemiyoruz…
İzmir gerçekten tesis fakiri olup ülkenin birinci sırasını işgal ediyor. Takımlara maç oynatacak saha bulunamadığı için karşılaşmalar sürekli erteleniyor, ligler bir sonraki haftaya, aya kaydırılıyor.
Amatör liglerde yer alan takımlar gece yarısında bozuk zeminli sahanın tamamında değil de yarısında antrenman yapmaya devam ediyor. Genellikle öğrenci olan sporcular, çalışma bitişi gece yarısı evlerine toplu taşıma araçları bulamadıkları için dönmekte bile zorlanıyor!
İzmir’de sporun gerçeği budur ama hiç kimse de bunları görmek istemiyor. Bu konuda herkes üç maymunu oynuyor ve hiç kimse de bizim gibi çıkıp “Kral çıplak” deme cesaretini gösteremiyor!
Elbette attıklarında mangalda kül bırakmayanlar, ahkâm da kesenler yok mu?
Çok…
Onlar, bizim yıllar önce bağırdığımızı papağan gibi tekrar ediyor.
Bir yandan “Ülke futbolu yaşı geçmiş futbolcu cenneti oldu”dan başlayıp, “Türk genci neden oynayamıyor?” diye feryat ediyor. Diğer yandan gurbetçi futbolcular veya devşirme sporculara forma vererek, üstelik de alkış tutuyor.
Yetkilileri bırakın, profesyonel kulüp yönetenlerin yüzde kaçı acaba alt yapı futbolcularıyla ilgilenip, maçlarına, antrenmanlarına gitmektedir?
Sporun alt yapılarında kaç branş, kaç sporcu, hangi kategoride antrenör bulunduğu, onların belgesinin hangi kademe olduğunu, ne kadar ödeme yapıldığını veya yapılıp yapılmadığını biliyor mudur?
Akılları fikirleri futbolun rantında olanların yanı sıra, hava olsun diye tesadüfen izledikleri maçta basket olduğunda “Goooool…” diye bağıran seyirciyi ayakta alkışlayan yöneticinin prim yaptığı sporumuzda, biz neyi tartışıyoruz onu da bilemiyoruz!
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!