İnsanoğlunun yaşam süresince bir rol modelinin olduğu gerçeğine inananların sayısı oldukça fazla. Kim ne kadar “Yok, inanmıyorum” dese de kesinlikle vardır…
Bu, aileden birisi olabileceği gibi, yakınlarından veya ünlülerden olabilir.
Geçmişte iz bırakan Türk Filmlerindeki gibi “Nayır olamaz!..” deseler de, söyleyenlerin dimağındaki kahraman gizlidir.
Genler ise aileden gelir…
Rol model ile hiç ilgisi yoktur. Birisi hayal kurma, diğeri gerçek…
Aileden gelen genler, anneden de alınır. Babadan da… Bilim adamları bunun hem anneden, hem de babadan geldiğini kanıtlamışlardır. Kromozomlar aracılığıyla genlerin yarısı anneden, yarısı da babadan gelir. Bilim dünyasına göre bu durum her zaman böyle olmaktadır. Kız veya erkek çocuğunun geni kimden gelir diye merak ediyorsanız, cevap; her iki durumda da hem anneden hem babadandır.
Bazen “Benim oğlan amcaya çekti” diyenler gibi, kız çocukları için de, baba tarafı “tıpkı halası” derken, anne tarafı da “huyunu da suyunu da teyzesinden mi almış” iddiasında ısrarcıdır.
Ama gerçek; anne ve babaya çekmesidir…
Fiziksel yapı olarak bazen anne, baba, bazen de bir kuşak öncesi söz konusudur. Çocuklar genelde öncelikle gözünün önündeki örneklerle büyürler. Görür, yaşar ve onun yolundan yürümek için mücadele eder. Başarılıysa da onun özlemini çeker.
Yazılarımızı takip edenler hatırlayacaktır.
Geçen hafta Akhisar Kapaklı Köyünden, muhtar ve kardeşinden söz etmiştim…
Gittiğim yerlerde huyum kurusun, hem işimi hallederim. Hem de mesleğim gereği habercilikten asla vazgeçmem.
Sizin deyiminizle bir taşta iki kuş vurmaktır. Ama biz iki kuşla yetinmeyiz. Heybemizi haberle doldurur, bilgi dağarcığımızı hep geniş ve taze tutarız…
Muhtar Murat Gökçe sevilecek adam…
Sporcu geçmişi olduğundan, hep söyler ve yazarım. Sporculardan kolay kolay yaramaz adam çıkmaz diye!
Murat’ın aslan gibi iki oğlu var. İkisi de Akhisar’da öğrenimlerini sürdürüyor ve okulla sporu da başarılı ile bir arada götürüyor.
Büyük oğlu Poyraz babası gibi yağlı güreşi seçmiş. Onun izinden yürüyor. Babasından bir farkı da, minder güreşinde de ter döküyor.
Akhisar Aliya İzzetbegoviç Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencisi. Okulunda dersleri dört dörtlük olduğu gibi çayırda ve minderde de oldukça iddialı. Minderde bugün için Ege Bölgesi üçüncülüğü var. Hedef önce il, Ege ve ardından da Türkiye Şampiyonluğu… Yağlı güreşte de katıldığı çeşitli turnuvalarda sayısız kürsüye çıkmış. Her yıl kademe atlıyor ve Kırkpınar’da kürsünün en üst basamağına doğru emin adımlarla ilerliyor…
Sizin anlayacağınız hem minderde, hem de çayırlarda kürsüyü çok seviyor. Yakında aldığı madalya ve kupalar babasın aldıklarının sayısını katlayacak gibi…
Derler ya; “Boynuz kulağı geçer…”
Murat Gökçe her ne kadar “daha yiyecek birkaç fırın ekmeği var” dese de Poyraz bugünkü şampiyonluklarından mutlu, gelecekten oldukça umutlu…
Büyük oğlan babasının izinde giderken, küçük ise güreşi sevmemiş…
Onun en büyük hedefi futbolda Ay Yıldızlı formayı giymek…
Akhisar Yıldırımspor da 4 sezondur futbol oynayan ve “Geleceğin Arda Güler’i” diye lakap takılan 10 yaşındaki Kuzey, benim okuduğum Akhisar Altıeylül İlkokulunun 3. sınıf öğrencisi…
Yıldırımspor’un U10 takımının kaptanı ve golcüsü olan Kuzey Gökçe de amcası Cesur’dan daha da iyi futbolcu olmayı ve onun gibi sakatlanmadan İstanbul takımlarına gitmeyi kafasına koymuş durumda…
“Amcam İstanbul’da oynayamadı ama ben oynayacağım” diyen Kuzey’in şu anda bile özel seyircileri var…
Babası ve annesinin de en ateşli taraftarları olduğunu belirten Kuzey, “Gol attığımda adeta çıldırıyorlar” diyor…
Gerçekten izleyenler anlatıyor. Harika goller atarak, futbolseverlerin gözlerdeki pası siliyormuş…
Birisi babası, diğeri amcasın yaptığı sporlarda zirveye çıkmaya çalışan Kapaklılı iki genç gibi daha nice cevherler var, ülkemizde. Hepsi gizli saklı…
Başta futbol olmak üzere, ülkemize dünyanın yerini bile bilemediğimiz, haritada zor bulduğumuz ülkelerden gelen ve bol sıfırlı, hatırı sayılır dolar ve Euroları verdiğimiz sporcular yerine neden kendi gençlerimize yatırım yapmıyoruz?
“Günü kurtaralım” mantığıyla hareket eden teknik adamlar ve yöneticilerle geleceğe yatırım yapılır mı?
Asla!..
Artık kafamızı devekuşu misali kuma gömmekten, paralarımızı yurt dışına taşıtmaktan vazgeçelim ve bizim gencimize, geleceğimiz olan pırlanta gibi gençlere yatırım yapalım. Şehirlerimizde olduğu gibi, ilçelerimize, köylerimize ve özellikle de kırsal alanlarımıza spor tesisi kazandıralım…
Elbette spor âşıklarına da büyük görevler düşüyor.
Şehrinin, köyünün, kentinin, mahallesinin kulübüne, takımına sahip çıkmalı.
İster doğduğun, ister doyduğun, istersen de yaşadığın kent. Hangisi olursa olsun. Elimizi taşın altına koymalıyız.
Akhisar’da yaşadığım dönemlerde formasını giydiğim semtimin takımı Akgünspor, şehrimin kulübü Akhisarspor’a nasıl sahip çıkmaya çalıştıysam, bugün de ikamet ettiğim şehir Karşıyaka ve oturduğum mahallemde Bostanlıspor’u yaşatmak için var gücümle mücadele ediyorum.
Elbette dönem ekonomi dönemi. Yıllardır değişmeyen söz vardır: “Parayı veren düdüğü çalar.” Artık parasız hiçbir şey olmuyor ama yönetici aklı da sporda çok önemli…
Kiminin parası, kiminin duası devri asla geçmez. Ne var ki; paranın olmadığı yerde yatırımın yapılmadığı da bir gerçek!..
İşte bu gerçekleri göz önünde tutmayıp, yaşadığımız dönemde çocuklarımıza, gençlerimize sahip çıkamamak bir yana; olan veya olmayan paralarımızı iki çalım atan, sezon boyu bir asistte kalan gol fakirlerine, yaşı geçmiş eski şöhretlere kaptırmıyor muyuz?
İnsanı da üzen bu!..
Sonra ödenmeyen milyonlar ve sahada alın teriyle kazanan gençlerin silinen puanları, kapanan tarihi büyük başarılarla dolu kulüpleri!..
Poyraz, Kuzey siz doğru yoldasınız… Kapaklı’dan yükselen yıldızlar olacaksınız. Sakın pes etmeyin…
Sizin gibi gizli kalmış ne cevherler daha var; onlara rol modellik yapın!..
Büyüklerimiz de; sporda tertemiz bir gelecek için yeni sayfa açsın! Sizin gibi ışıldayan gençleri maddi-manevi desteklesin ve sporumuzu sizlerin kurtaracağına inansın…
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!