Sporun tamamen endüstriyel olduğu günümüzde, amatörlüğün bitiş noktasına geldiği, yerini profesyonelliğin aldığını görmek olası.
Eskiden çocuklarını meslek öğrensin diye tamirciye, marangoza, sanayiye, esnafın yanına veren aileler, yıllar içinde gidilen yeri değiştirdi. Şimdi elinden tuttuğu gibi futbolcu, basketbolcu, voleybolcu olması için kulüplere götürüyor. Bazıları da tesisler arasında dört dönüp duruyor!
Ustalara, şimdilerde de antrenörlere söylenen söz ise değişmedi: “Eti senin kemiği benim…”
Günümüzde spor meslek halini alırken, çocuğunun yeteneğinden emin olanlar kendilerine gelecek sağlayacağına inandıkları için menajer bile aramaya başladı.
Yaşam kaygısının başlıca aktörü olan düzelmeyen ekonomi, her gün değişip üstüne zam eklenen etiketler ve gelecek korkusu, insanları çıkmaz sokaklarda kurtarıcı mucizeleri aramaya da başlattı…
Hayal kurmak kolaydır ama hedefe ulaşabilmek için; yetenek, doğru zamanda doğru yerde başlama, alt yapıda alınacak temel eğitimin yanı sıra, çalışma azmi ve istek öncelikler arasında olmalı…
Bir sporcunun ilerleyebilmesi için bunlar elzemdir…
Yoksa hafta sonunda iki saat olan spor okullarında mucize aramak ne kadar doğru onu da bilemiyorum.
Kesinlikle istisnalar kaideyi bozmaz.
Belirttiğimiz yeteneğin ön plana çıkması, bazen o zamanın bile çok fazla olduğunu kanıtlamakta. Sadece peşini bırakmamak şartıyla… Dikkatini tamamen antrenörüne veren, idmana odaklanan ve sporu spor için yapanlarda başarı grafiğinin her geçen gün arttığı görmek olası… Bu durum yıllara dayanan tecrübenin yanı sıra bilimsel gerçek.
Çalışmanın yanında iyi beslenme, düzenli uyku, istikrar ve okuldaki başarıya odaklı “spora devam” çocuklarımıza, eğer yeteneği de varsa takımlarda oynama şansını yarattığı gibi bu şansını da iyi kullananlar avantajlı duruma geçiyor.
Ama “Biz çok istiyoruz, bir denesin bakalım.”
“Bu maymun iştahlı. Bırakıp bırakıp her hafta başka bir yere gidiyor.”
“Benim çocuğumdaki yetenek Messi gibi” veya “müzik mi, tiyatro mu, spor mu, karar vermedik?” diyen ailelere önerimiz: “Çocuklarınızı rahat bırakın” olacak!
Bir de “babam istedi, ondan gidiyorum” diyenler de sakın gitmesin! Önce ailesini, sonra kendisini kandırır. Öğrenmek içten gelen bir istek olmalı ve ona sahip çıkılmalı. Yetenek varsa devam edilmeli, yoksa da ısrardan kaçınıp başka rollere bürünmeli. Gönülsüz gelenler, inanın o takımı bile bozabilir… Aynen bir çürük elmanın ayıklanmaması halinde bir kasa elmayı çürütebileceği gibi…
Müzik, tiyatro, dans, spor yetenek işi. Yeteneğin varsa; istek, çalışma azmi, düzenli katılım ve verilenleri zamanında dinleyip almak, gösterilenleri tekrarlamak. Başarının yolunu açan önemli faktörlerdir.
Yetenek kazandırılmaz. Sadece gizli kalmış yetenekleri varsa ortaya çıkarmak ve geleceğe en iyi şekilde hazırlamak eğitmenlerin işidir…
En önemlisi de; çalışmak, çalışmak, çalışmak…
Sevdiğim bir atasözüdür; “Akan su yosun tutmaz.”
Gerçekten çalışmaya en etkili söz.
Açıklamasını yapacak olursak da; bilinen bir şey ki, devamlı akan su kendini ve yatağını temiz tutar. Hareketsiz ve birikinti hâlinde olan su da aksine mikrop ve pisliği bünyesinde taşır. Denebilir ki hareketlilik, canlılık ve çalışkanlık insanı canlı ve üretken yapar. İyimser kılar, kötülükten uzak tutar, düşkünlüğünü önler; böylece de o insan hem kendine, hem de başkalarına yararlı olur.
Spor doğru yapıldığında işte böyle bir şey…
Çocuklarımızı her alanda olduğu gibi sporda da doğru yönlendirmeliyiz. Doğru yerlere kanalize etmeliyiz. İzlerken de görünmemeye, hatalarını direkt olarak yüzüne vurmadan dolaylı şekilde espriyle aktarmalı ve tekrarlamamasını tatlı dille öğütlemeliyiz.
Geçmişten günümüze öğrencilerin bire bir özel ders almaları artık sporda da çoğaldı. Son dönemde bireysel çalışmaya önem verenlerin sayısı oldukça arttı.
Bireysel çalışma, öğrencinin bir konuyu veya bir problemi bir uzman tarafından desteklendiği şekilde özel olarak aldığı öğrenme şekli olduğunu elbette biliyorsunuz. Her hangi bir öğrencinin (veya sporcunun) öğrenme durumunu, ilgisi, ihtiyacı, seviyesi ve gelişimine göre kendisi ayarlayabilir olması da çok önemlidir. Özellikle de bireysel çalışmalar, çocuğun kendi başına yaparak, yaşayarak öğrenmesi konusunda da büyük yararlar sağlayabilir. Kendi hızında ilerlemesi, dikkat dağınıklığının azalıp, verimin artması, sorumluluk duygusu gelişmesi, özgüven kazanması, zaman yönetimi becerisini artırması, konuyu gerçekten anlamaya zorlanması ve en önemlisi de kendisinin güçlü ve zayıf yönlerini fark etmesi açısından çok önemlidir.
Bugün NBA yıldızımız Alperen Şengül’ün başarısında bireysel çalışmanın da katkısı olduğunu biliyor musunuz?
Bir yerlere gelmek kadar oralarda durmak ve yükselmek için çalışmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Djordje Sijan Alperen’in Sırp bireysel çalıştırıcısı. Sırp antrenör, bir haber sitesine şu demeci vermişti: “Alperen’den bir mesaj aldım. Djordje, bu yaz hiçbir plan yapma, çok işimiz var!”
Alperen Şengün, neredeyse her yaz olduğu gibi, basketbolda kendisini yetiştiren koçla yine çalışmak istedi. Yaz boyu tatil yapmadı, onunla birlikte ter döktü.
Partizan’da yardımcı antrenörlük de yapan Sijan, Türkiye’de Doğuş Özdemiroğlu, Okben Ulubay, Ercan Osmani, Şehmus Hazer ve Alperen Şengün gibi birçok yerli yeteneğin gelişiminde kritik rol oynadı. Onların bireysel antrenörlüğünü yaptı.
Sadece basketboldan örnek verdik. Bunları her branşta çoğaltmak mümkün.
Karşıyaka Basketbol Takımında uzun yıllar yardımcı antrenörlüğü üstlenen, Ufuk Sarıca ile A Milli Basketbol Takımında da çalışan Arda Demirbağ, Tolga Altun, Karşıyaka basketbol takımında bir dönem baş antrenörlük de yapan Sinan Aksoylar, Okan Kılıç ile Osman-Gülşah Aslan çifti güçlerini birleştirerek Çiğli’de harika bir tesis kurdu. Arashi Sport Academy ismini verdikleri çalışma alanında öncelikle alt yapı sporcularına bireysel spor hizmeti vermek için yola çıktı. Hiçbir takım ile bağlantısı olmayan, sporcu yetiştirme odaklı oluşum, Avrupa’dan da eğitim desteği alarak “sporcu fabrikası”na dönüşmek için ilk adımı attı.
Dört basketbol sahası, bir fitness ve bir atletizm parkuru bulunan, fiziksel şartları dört dörtlük olan tesise en kısa zamanda yenilerinin de ekleneceğini ifade eden birbirinden değerli 6 kişilik kurucu ekip, genç oyunculara kariyer planlaması da yapıyor.
Ekip üyeleri, Çiğli’de oluşturdukları Arashi Sport Academy de, bireysel idman, şut çalışması başta olmak üzere özel antrenörler ve kondisyoner eşliğinde psikolojik destek vererek kas, kemik gelişimi ve dayanıklığı geliştirme, takım oyunu, birlik beraberlik, iletişim becerileri, sosyal ve dışa dönük birey olma avantajının sağlanması, rakibe saygı duymanın yanı sıra hakkını arama ve rekabet duygusunun geliştirilmesi, oyun içinde pratik düşünce, sabır ve özgüvenin yanı sıra disiplinin sağlanması için eğitim verdiklerini ifade etti.
Basketbol ağırlıklı salonda aerobik ve grup egzersiz dersleri, düzenli takip gelişim analizi derslerinin de eğitimli antrenörler eşliğinde verildiğini, kısa zaman sonra da voleybol branşını aktif hale getireceklerini belirtirken, iddiasını da ortaya koydu.
Salonda patlayıcı kuvvet, çeviklik denge, dayanıklılık, esneklik, hızın yanı sıra basketbol için top sürme (dribbling), şut çalışmaları (orta mesafe, faul atışı, 3 sayılık atışlar), pota altında bitiricilik (turnike, pota altı becerisi) konularında da bireysel çalışmaların yapılması sporcular için büyük avantaj.
Sporda önemli olan çalışmak demiştik ancak çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren sporu sevdirmek de ön planda olmalı...
Unutmayın ki; sevgi, her şeyin üstesinden gelebilecek kadar güçlü bir bağdır. Bugün sizin alkışladığınız, kürsünün en üst basamağında yer alan her şampiyon, bir zamanlar acemiydi. Başlaması önemliydi ve ilk adımını attıktan sonra yılmadı, çok çalıştı, zirveye tırmandı…
Başlamak için şimdi sıra sizde...
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!