Sayın Başbakan, bir Outlet Canter'in açılışında "Bakkal dükkanı olayı bitti.
Peki ne yapacaklar? Belki marketler, belki süpermarketler halinde bunu
aşmanın gayreti içinde olacaklar." buyurmuş.
Siz Başbakanın belki şöyle belki böyle dediğine bakmayın; muhtemelen
marketler ya da süpermarketler halinde aşamayacaklar sorunlarını.
Başbakanın kendileri ile arasına koyduğu mesafeye bakılırsa belli ki, ne
halleri varsa görecekler.
Bu mesafe oldukça sorunlu ve Hz Musa değil Hz. İbrahim; kızı değil, oğlu;
keçi değil, koç türünden, ciddi bir yanılgılar silsilesine işaret ediyor.
Öncelikle; bakkallar, saraçlar ya da kalaycılar gibi modası geçmiş bir ürün
ve hizmet üretmiyorlar. İnsanlık; 21. Yüzyılda da makarna, süt, deterjan,
çiklet, çikolata tüketmeye devam ediyor. Yani sorun, bizatihi mesleğin
kendisinden değil, ölçeğinden kaynaklanıyor.
Mevcut ekonomik sistemi, ölçek üzerinden çözümlemeye başladığınızda; sorunun
bakkallarla sınırlı kalmadığını ve kalmayacağını görebilirsiniz. Eczaneleri,
kırtasiyeleri, mobilyacıları, otomobil servislerini hatta ölçekleri
üzerinden tasnif edildiklerinde müteahhitleri, armatörleri, havayolu
şirketlerini ve daha nicesini tasfiye eden bir süreç yaşanıyor.
Küçük ve orta ölçekli esnaf, tüccar ve sanayici; bilgisiz, beceriksiz,
tembel yada sermayesiz, moda tabiri ile verimsiz oldukları için tasfiye
olmuyor. Keza büyükler, çok verimli çalıştıkları için piyasaları silip
süpürmüyor.
Yani; verimlilik safsatalarını, bırakın külahınıza anlatsınlar.
Miyarlarca liralık sermayeleri, finansman imkanları, bilmem kaç dil bilen,
bilmem kaç fakülte bitirmiş 130 - 140 IQ yöneticileri ve kurumsal
birikimleri ile Türkiye'nin sözüm ona sanayi devleri, peynir kesip domates
tartarak, perakendecilik üzerinden kısa devre yapıyorlar. Mesele bundan
ibaret.
Demek istediğim; nehirleri tersine akıtmanız falan gerekmiyor.
Üç kuruş sermayeleri, ortalama zekaları ve ortalama eğitimleri ile bizim
bakkalların bir araya gelip onlarla rekabet etmeleri de mümkün değil.
Türk bankalarında yurt içi yerleşiklere ait 70 milyon hesap bulunuyor. Bu
hesapların 69 milyonu, 10 bin liraya kadar tasarruflardan oluşuyor. Sadece
156 bin hesapta 250 bin ila 1 milyon lira arasında mevduat bulunuyor.
Nüfusun %68'i normal tabir edebileceğimiz 85 - 115 IQ arasında zekaya sahip
fertlerden oluşuyor. %16'sı 55 - 85 IQ bandında dağılıyor. 130 IQ ve üzeri,
yalnızca %2.27.
Ortalama öğretim 6 yıl.
Anlayacağınız; ortada ayıp bir durum da yok.
Overlokçular, düz dikişçiler ve oksijen kaynakçıları da elele verip; hibrit
otomobil, plazma TV, liman, baraj ve nükleer santral "işine" giremezler.
Girseler girseler, kredi kartları kara listesine girerler. İş vahim
boyutlara ulaştığında Başbakan da gidip, bankaları kurtarır!
Timur'un filleri, çift sürüp tonla yemiş yiyecek; Sarıöküz'le Karakaçan, sap
yiyip yedi düvele meydan okuyacak.
Artık savaş meydanında omuz omuza mı verirler (affedersiniz) göt göte mi; o
da Sayın Başbakan'ı ilgilendirmez.
Oh ne ala memleket!
Yarın, verimli devlerimizden birinin süpermarketine, hatta daha iyisi
teknoloji marketine girin; iki satır konuştuğunuzda, çalışan gence yapılan
tüm yatırımın, turuncu renkli T-Shirtten ibaret olduğunu göreceksiniz.
Altı.. yok yok, üç ay sonra tekrar gidin; muhtemelen aynı gençle değil,
fakat aynı T-Shirtle karşılaşacaksınız.
Üşenmeyin; maaşını ve kredi kartının limitini sorun; huninin ters
takıldığını hemen anlayacaksınız.
Zaten huninin verimlisi ters takılır.
Ya başa....