Artık işimiz fıkralara kaldı desek yalan değil, bu olup bitenleri hayretle izlemekte olan Türk halkı toplumsal vakit geçirilen yerlerde, internet v.s. de hep fıkralar üretiyor vakit geçiriyor ve kendilerini bu fıkralarla avutuyorlar. Geçim sıkıntısı içersinde dişini sıkarak büyük bir sabırla bekleyen Türk halkı Ergenokan, darbe, yürütme, yasama ve yargı ile kurumlar arasındaki çatışmalardan bıktı usandı.Bilim adamları, profesörler, rektörler , emekli generaller v.s. Silivri de toplanması, memleketin her yerinde hemen hemen her gün gördüğü çatışmalardan sıkıldı usandı oynanan oyunların farkına vardı.Evet. Bu millet her şeyin farkında, ülkeyi bu hale kimlerin nasıl getirdiğini biliyor.Sabırla bekliyor.Sandığı bekliyor.Sandığı.….! Sandık derken gömü sandığını değil tabi, seçim sandığından bahsettiğimi anlamışsınızdır. Altmış yıldır alternatif yok diye diye milleti uyutanlar aşağıdaki fıkraları okuyup ya da okuyanlardan dinlemekte, alternatifin her zaman var olduğunu olması gerektiğini de daha iyi bir şekilde anlamaktadırlar. Cumhuriyet’e ve Atatürk ilkelerine bağlılığın bu milletin damarlarında ki “Asil Kan” da mevcut olduğunu ve bu yoldan geri dönülmeyeceğini Türk halkı her zaman olduğu gibi yine hatırlayacak ve kuvayi milliye ruhuyla silkelenip aslına dönecektir.. Zamanı gelince bu millet bunu tüm dünyaya gösterecek ve demokratik yollarla yanlış yapanlardan hesap soracaktır. Kimsenin kuşkusu olmasın…Ve fıkraları anlatmaya devam edelim.
”Yaşlı bir Anadolu köylüsü tek başına yaşadığı ve eskisi gibi tarlada çalışamadığı için çok dertliymiş. Susuz geçen bir yılın ardından, toprak taş gibi olduğundan, alnının teri ve büyük fedakârlıklarla okuttuğu ve tüm beklentilerini aşarak üniversite rektörü olan tek oğlu da Ergenekon 41.inci dalgadan dolayı tutuklanıp, cezaevine götürüldüğünden dolayı çok mutsuzmuş. Eşi de vefat edeli neredeyse bir ay olmuş. Sonunda dayanamamış ve 45 gündür suçunun ne olduğu bilinmemesine ve açıklanmamasına rağmen cezaevinde yatan oğluna çaresizlikten bir mektup yazmış.
Sevgili oğlum Mustafa,
Çok üzgünüm. Annen vefat ettiğinden beri onsuz hayatımın bir tadı yok. Seni alıp götürdüklerinden beri de seni çok arıyorum. Üniversitende olduğun zamanlar bile telefondaki sesini arıyorum. Bu yıl galiba felaket geçecek. Toprak o kadar sert ki, toprağı kazamıyorum ve bu yıl hiç bir ekin ekmem mümkün görünmüyor. Gerçekten artık baban çok yaşlandı. Biliyorum ki elinde olsa yanıma gelip tarlamı kazmama yardımcı olurdun. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Sakın dert etme oğlum, yaşlı bir adam sadece boş, boş şeyler yazıyor o kadar. Sen kendine iyi bak, cesur ol, ve isminin nereden geldiğini de asla unutma. Sevgilerimle, Baban
Bir kaç gün sonra oğlundan bir mektup gelmiş.
Sevgili Babacığım, Sakın tarlayı kazma. Bütün cesetleri oraya gömdük. Sevgiler biricik oğlun Mustafa.
Ertesi gün sabaha karşı saat 04..00 de yaşlı çiftçiyi polis yatağından ense paça kaldırmış ve apar topar tarlaya götürmüş. Bütün tarlayı kazmışlar. Hiç bir şey bulamayınca bir kazdıklarını bir kez daha kazmışlar. Sonunda bakmışlar en ufak bir şey bulamamışlar, yaşlı çiftçiden özür dilemişler ve geldikleri gibi gitmişler. Aynı gün yaşlı adam cezaevinde yatan oğlundan bir mektup daha almış.
Sevgili babacığım,
Şimdi tüm ekinlerini ekebilirsin. Yanında olup her zaman olduğu gibi beraber tarlayı kazmayı çok isterdim. Ama bugünkü ortamda elimden ancak bu kadarı geldi. Kusuruma bakma. Sevgi ve saygılarımla, oğlun Mustafa”
Oranları sekiz yılda seksen sekiz kat artan ve sayıları çoğalan vergi ve zam haberleri ve hiç tepki olmaması üzerine, sanırım bu fıkrayı paylaşmanın tam zamanı.
“Mutlu Yıllar ;
Vezirler huzura çıkmışlar:
- Padişahım, hazinede para kalmadı. Yeni vergilere ihtiyacımız var, diyerekten...
Padişah, kavuğunun altından kafasını kaşımış,
- Eeee! Ne vergisi koyalım?, demiş..
- Köprülere adam koyalım, geçenden bir akçe alsınlar! Padişah,
- Tamam, demiş.
Aradan bir süre geçtikten sonra sormuş vezirlerine:
- Tepki var mı?
- Hiç bir tepki yok!
- İyi o zaman köprünün diğer tarafına adam koyun, çıkandan da bir akçe alsın!
Aradan bir süre geçmiş, Padişah:
- Var mı şikayet? - Yok!
Halkının tepkisizliğine kızan Padişah, gürlemiş:
- Köprülerin ortasına da adam koyun, gelip geçeni becersin!
Aradan birkaç gün geçmiş, hala bir tepkinin olmamasına içerleyen Padişah, çağırmış vezirlerini,
- Köyün birine gidelim. Halkı dinleyelim hele bir, demiş.
Gitmişler köye, Padişah sormuş:
- Var mı şikayet? Ses yok. Padişah:
- Var mı şikayet? Konuşun yoksa, taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmayacağım, diye gürleyince arkalardan cılız bir ses duyulmuş:
- Padişahım, o köprünün ortasındaki adam var ya!..
- Eeee!, demiş Padişah bir umutla...
- Akşamları çok kalabalık oluyor, sıra uzuyor, bir adam daha koysanız...”
“LAZ Pastacı
Adam son derece sevdiği ve saydığı karısının 60 ıncı yaş gününde, önemli konuklarını da davet ettiği parti için bir pasta ısmarlamış. Karadenizli Laz pastacı:
- 'Üzerune ne yazmami istersinuz daa?' diye sormuş. Adam bir an düsünüp,
- 'Yıllarca yoruldun ama, inan hâlâ mükemmelsin' yazılsın! demis
- 'Peki efendum pastanin üzerune nasil yerlestirelum ha bu yaziyu?
- 'Iki satir halinde olsun,üstte 'Yıllarca yoruldun ama ' , altta 'İnan hâlâ mükemmelsin' seklinde olabilir..'
Parti günü tüm davetlilerin önüne kıvılcımlar saçan maytaplarla pasta gelmis.
Üzerinde aynen söyle yazıyor: 'Üstte yıllarca yoruldun ama ...Altta inan hala mükemmelsin.”
ÇOK KOMİK AMA GERÇEK.......!!!!!!
Olayın kahramanları, iki üniversite örgencisi Koyu geyik muhabbetinin düğümlendiği durumlardan birinde,bu iki kafadar bir iddiaya girer....Delikanlılardan biri, odanın tavanında asılı olan ampulü ağzına tamamen sığdırabileceğini iddia eder.... Evet yanlış okumadınız, bildiğiniz 100 mumluk ampulü... ve sığdırır da.
Ancak bir sorun vardır.Ampulü ağzından geri çıkaramamaktadır. Arkadaşı hayret eder bu nasıl iş diye, o da evdeki başka bir ampulü ağzına sokar ve tabii ki o da çıkaramaz. Bunun üzerine iki kafadar
hastanenin yolunu tutmaya karar verirler. Ağızlarında ampul olduğu halde bir taksiye atlarlar. Konuşma zorluğu çekerek güya taksiciye dertlerini anlatırlar. Taksici bir taraftan gülme krizi geçirirken
bir taraftan da 'nasıl olur abi ya, uğraşsanız çıkar, bir asılın şuna, şaka mı yapıyorsunuz ?' diye söylenmektedir. Neyse akşamın bir yarısında acile gelirler. Taksici ayrılır. Doktorlar çocukları
beklemeleri için bir odaya alır. Veeee, aradan 15 dakika geçmeden taksici kapıda görünür; tabii ağzında
bir ampulle. Amcam çocuklara inanmamış, açık olan bir marketten ampul almış ve denemiştir !!
Simdi anladınız mı Ampul Partisi'nin Türkiye'de nasıl iktidara geldiğini? Bir şey olmaz diye herkes denedi ve gördük çıkaramıyoruz. Oy verirken iyi düşünün ampul bu ağzımızdan çıkmıyor. Seçimlere az kaldı, bir daha sakın denemeye kalkmayın…! “
“Akp geldiğinde elimizde özgürlük,laiklik,cumhuriyet vardı.Bize, kömür verdiler, aşevinde yemek verdiler, gözümüzü kapayarak tekrar oy atmamızı istediler.Gözümüzü açtığımızda ise, bizim başımızda türban, yüzümüzde sakal, onların elinde ise para, iktidar vardı..TC vatandaşı”
Hayatımız fıkra oldu derken pek abartmadık.Yalan değil.Güzelim ülkemiz ne hale geldi.Ne hale getirildi.
Gelelim sadede..Bu ülkede alternatif her zaman vardı.Bu millet her zaman alternatif yaratmıştır. Bu defa yok diyenlere inanmayacak , bölünüp parçalanmayacak, ortaya çıkarılacak yeni siyaset cambazlarının oyunlarına gelmeyecektir.Her seçimde yayılan alternatif yok teraneleri bu defa tutmayacaktır..Bu oyunların senaryosunu yazanlar Türkiye’deki işbirlikçileri sayesinde başta ABD olmak üzere AB ülkeleri tarafından finanse edilen yeni politikacıları ve partilerini ortaya çıkarmaya başladılar bile..!Bundan önceki seçimlerde ve on yıl önce yazdıkları bu günkü senaryoların da olduğu gibi..! Ancak.!Bu defa bu tuzak tutmayacak ve Yüce Türk halkı bu defa aldanmayacak ve aldananları da uyandırarak Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu o muhteşem Laik Türkiye Cumhuriyet’ne sahip çıkacaklardır.
Atakan Kırkyaşaroğlu
[ 25 Şubat 2010 00:07 ]
Saffet Taşkın beyefendi...Fıkralarınıza katıla katıla güldüm...Tam günümüzün olaylarına uygun olmuş...Gerçekten, önümüzdeki seçim çok önemli olacak...Her zamankinden de önemli...Türk milleti, kendi kaderini nasıl belirleyecek...Hep birlikte, yaşarsak göreceğiz...Demokratik hukuk devletlerinde, iktidarın en güçlü silahı, seçim sandığıdır...İktidarları indirme gücüne sahip olan da, işte yine o sandıklardır...Yani, iktıdarlar, milletten aldıkları o güç ile, nasıl iş başına geçiyorlar ise, ayni gücün, kendilerini devirebileceğini de bilmektedirler...Bütün mesele, şuurlu, bilinçli, duyarlı ve sorumluluk bilinci içerisinde, vatandaşlık görevimizi yapabilmemizdir...Hayırlısıyla...Saygılar...