İlker ERİNÇ

 

SAPLA SAMANI AYIRMAK

 

 

Irak’ın işgali ile başlayan sıkıntılı süreç, hükümetin sınır ötesi operasyon için yetki tezkeresini meclisten geçirmesi ile yeni bir boyut kazanıyor. Bir yandan PKK terörü kaynaklı güvenlik sorunu, diğer yandan K. Irak ekseninde, Türkiye’nin Büyük Devlet statüsünün sorgulanması, iç içe geçmiş helezonlar halinde karşımızda yükseliyor. Pratikte birbirinden ayrılması mümkün olmayan, iç içe geçmiş bu iki sorunun, en azından teorik olarak birbirinden ayrılması; etkili, ölçülü, gerçekçi ve güvenli politikalar üretebilmek için büyük önem taşıyor.
Büyüklük ve siyasi ağırlık, izafi kavramlardır. Ve kanımca; Türkiye’nin büyük devlet statüsünü sorgular hale gelmemiz, tamamen odaklanma hatasından kaynaklanmaktadır. Konuya odaklandığınız mesafeden gördüğünüz manzara, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile PKK’nın ve hamisi K. Irak Kürt Yönetimi’nin karşı karşıya geldiğinden ibaretse; Türkiye’nin, Kürt yönetimi karşısında beklediğiniz ağırlığa sahip olamadığına ve başta ABD olmak üzere diğer uluslar arası aktörlerin, Türkiye’nin haklı ve makul taleplerini göz ardı ederek, Kürt yönetimi yanında pozisyon aldıklarına kolaylıkla hükmedebilirsiniz.
Oysa bölgeye doğru mesafeden odaklandığınızda, sizin K.Irak’ta çözüm aradığınız denklemin, aslında başka ve büyük bir denklemin parçası olduğunu görürsünüz: K. Irak’ın çok ötesinde, İran’dan, İsrail’e oradan Filistin, Lübnan ve Suriye’ye kadar uzanan tüm Ortadoğu coğrafyasında; Türkiye ve K.Irak Kürtleri dışında, ABD, İran, dolayısı ile Rusya (hatta Çin), İsrail, Mısır, Filistin,Lübnan, Suriye ile birlikte tüm Arap Dünyası ve Avrupa Birliği, bu büyük denklemin içinde yer alıyorlar.
Hem de ne denklem; birbirinden bağımsız, birbirini etkilemeyen, birbirinden etkilenmeyen hiçbir değişken mevcut değil. Herhangi bir taş yerinden oynatıldığında, Ortadoğu’nun neresinde hangi duvarın çökeceği, altında kimin kalacağı tahmin edilemiyor.
Ortadoğu’da ABD dahil, münhasıran proje üretip, münferiden hayata geçirebilecek güçte hiçbir aktör bulunmuyor! Öyleyse şimdiden söyleyebiliriz ki; Ortadoğu, mutlaka ittifaklar dayatacaktır. Zamanı geldiğinde, masaya bir proje konulacak; kimi bu projenin dışında kalacak, kimileri yanında, kimileri karşısında yer alacaktır.
Ancak sorun şu ki; henüz ABD dahil hiçbir aktör, Irak’ın işgali ile başlayan sürece, nihai kıymet hükmünü verebilmiş değil. Bu hamle, Ortadoğu satrancının bilindik geliştirme hamlelerinden birisi midir? Yoksa bu hamle ile “beyaz oynar ve üç hamlede mat eder” kombinasyonu oluşmuş mudur?!
Kurulacak ittifakların, eski müttefikleri yan yana mı, yoksa karşı karşıya mı getireceğini yada bu iki ihtimalin bir karışımı halinde mi oluşacağını; işte bu lanetli soruya verilecek cevap belirleyecektir.
Hedefin olmadığı yerde ittifak, ittifakın olmadığı yerde müttefik, devletler arasında ilan edilmiş savaş hali olmadığında düşman devlet gibi kavramlar, butlan ile maluldür. Sadakayı hediyeye, kelepçeyi nişan yüzüğüne tevil eden “dost devlet” kavramı üzerinden politika üretmek ise abesle iştigaldir.
Büyük devlet statünüzü, fiziki büyüklüğünüz kadar hatta daha çok, sahip olduğunuz stratejik derinlik tayin eder. Belirsizlikleri gidermek yada derinleştirmek, ittifakların oluşmasında rol oynamak, zamansız ve anlamsız angajmanlardan sakınmak, süreçleri hızlandırabilmek yada yavaşlatabilmek, lanetli soruların cevaplarını öngörmek, az sayıda kırmızı çizgi, çok sayıda alternatif politika üretebilmek, diplomatik olanakları etkin kullanmak, duygusallıktan uzak gerçekçi hedefler koymak, tabii askeri tehdidinizi doğru yönlendirmek ve gerektiğinde doğru kullanmak hep stratejik derinliğinizle ilgilidir.
Güvenlik söz konusu olduğunda ise; tehdidin oluşmasını önleme ve tehdit ile mücadele, bir bütün olarak düşünülmelidir. Tehdidin oluşumunu engelleme aşamasında stratejik planlamanızın pasif unsurlarından biri olan askeri gücünüz; tehdidin ortadan kaldırılmasında aktif olarak kullanılmalıdır. Neticede güven içinde savaşmanız mümkün olmadığından, askeri gücünüzü aktif kullandığınızda, bizatihi kendi güvenliğinizi de tehdit altına soktuğunuz unutulmamalıdır. İlk bakışta paradoks gibi gözüken bu gerçeklik; silahınızın, mermisi ve gölgesini ayrı mütalaa edip, her ikisini de yerli yerinde kullanabilmenizi gerektirir.
PKK terörü, var olan gerçek bir tehdittir. Gerek sınırlarımız içinde gerekse sınır ötesinde PKK terörüne karşı askeri gücümüz aktif olarak kullanılmalıdır.
Irak’ın işgali ile başlayan sürece, askeri gücün aktif kullanımı ile müdahale etmek ise; ülkenin başka ve büyük bir güvenlik tehdidi altına girmesi ile sonuçlanır. Keza; sınır ötesi operasyon kararınıza uluslar arası destek aradığınız dönemde, bu ihtimali pasif bir tehdit unsuru olarak kullanmaya çalışmanız da  muhataplarınızda tereddütlere sebep olacağından, kaçınmanız gereken stratejik bir hatadır.
Sonuçta Türkiye, terörle mücadelesini de Ortadoğu’da yaşanan süreci de  başarı ile yönetebilecek güç ve birikime sahiptir.



Geri Dön
Anasayfa